EYLÜL

AB BAKANI VOLKAN BOZKIR TÜRKİYE’NİN AB KATILIM SÜRECİNE İLİŞKİN AÇIKLAMA YAPTI

AB Bakanı ve Başmüzakereci eski Büyükelçi Volkan Bozkır 9 Eylül 2014 tarihinde, Türkiye’nin AB katılım sürecine dair önemli açıklamalarda bulundu. AB üyelik sürecini bir medeniyet projesi olarak nitelendiren AB Bakanı ve Başmüzakereci Bozkır, bu sürecin günlük yaşamın her alanında kendini gösteren ve insanların yaşam kalitesini ve eğitim seviyesini etkileyen, geleceğe daha umutla bakmasını sağlayan, demokrasi ve insan hakları ve özgürlükler alanında önemli kriterler getiren bir konu olduğunu; dolayısıyla sürecin devam etmesinin günlük yaşamımızda, ekonomik hayatımızda, soluduğumuz havadan yediğimiz gıdaya, eğitimden sağlığa, tarımdan içtiğimiz suya kadar her alanda katkıları olduğunu ve olmaya devam edeceğini belirtti.

Türkiye’nin hangi tarihte AB üyesi olacağı veya fasıl açılıp açılmayacağı gibi ana tablonun parçalarını teşkil eden konular yerine, bu sürecin tüm veçheleriyle ilgili çalışmayı arzu ettiğini dile getiren AB Bakanı ve Başmüzakereci Bozkır, Türkiye’nin üye olabilecek seviyeye gelmesi halinde, AB’nin böyle bir Türkiye’nin doğru resmine bakıp da üyeliğini reddetme gibi bir lüksü olmayacağını söyledi. AB Bakanı’nın açıklamaları içerisinde en çarpıcı nokta ise Türkiye’nin birkaç yıl içerisinde üye olabilecek seviyeye geleceğini belirtmesi oldu. Artık bir cazibe merkezi olma niteliğini yitirmiş AB için Türkiye’nin üyeliğinin genç ve çalışkan nüfusuyla ciddi bir katkı sağlayacağına dikkat çeken Bozkır, AB’nin kendi durağanlığını aşabilmesi için kendisine Türkiye kadar katkı sağlayabilecek başka bir ülkenin bulunmadığını kaydetti.

Öte yandan Türkiye’nin elde edeceği faydanın, dünyadaki en iyi müktesebatlardan birisi olan AB müktesebatına uyumu ve bu seviyeyi yakalaması olduğu tespitinde bulunan Bozkır, kendisi için öncelikli konulardan birisinin de vizelerin kaldırılması olduğunu belirtti. Türk insanının üçe katlanmış refah seviyesi ile artık Avrupa ülkelerini gezmeyi görmeyi, çocuğunun daha iyi eğitim almasını, iş ilişkilerini geliştirmeyi istediğine dikkat çeken AB Bakanı ve Başmüzakereci Bozkır, vize konusunda Türk insanının hak etmediği bir tablo olduğunu ve bunun süratle düzeltilmesi gerektiğini dile getirdi.

Bu noktada Geri Kabul Anlaşması’nın önemine işaret eden Bozkır, üç senelik süre dolduğunda vizelerin tamamen kalkacağını müjdeledi. Katılım müzakerelerinde resmi olarak 14 fasıl açık olmasına rağmen, gerçekte Türkiye’nin 28 faslı açabilecek ve 13 veya 14 faslı kapatabilecek konumda olduğunu belirten AB Bakanı Bozkır, Kıbrıs meselesi üzerinden Türkiye üzerinde herhangi bir baskı kurulamayacağını vurguladı. Önümüzdeki günlerde üye ülkelerin temsilcileri ve Komisyon yetkilileriyle görüşmeler yapacağını ifade eden Bozkır, 11-13 Eylül 2014 tarihlerinde Portekiz’de ve Avrupa Parlamentosu Başkanı Martin Schulz’un daveti üzerine 16-17 Eylül 2014 tarihlerinde Strazburg’da resmi temaslarda bulunacağını, ardından 18 Eylül 2014 tarihinde Brüksel’de Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Štefan Füle ve diğer üst düzey AB yetkilileri ile görüşeceğini açıkladı.

TÜRKİYE’NİN YENİ AB STRATEJİSİ AÇIKLANDI

AB Bakanı ve Başmüzakereci Volkan Bozkır, 18 Eylül 2014 tarihinde AB kurumları nezdindeki temasları için bulunduğu Brüksel’de, Türkiye’nin yeni AB Stratejisi’ni kamuoyuna açıkladı. AB Stratejisi ile, Türkiye-AB ilişkilerine ve katılım müzakerelerine ivme kazandırılarak, üyeliğe giden yoldaki engellerin üstesinden gelinmesi amaçlanıyor. Bunun yanında, Türkiye’deki reform sürecine ivme kazandırılmasının yanı sıra Türkiye ve AB arasındaki iletişim köprülerinin güçlendirilmesi amaçlanıyor.

“Siyasi Reform Sürecinde Kararlılık, Sosyo-Ekonomik Dönüşümde Süreklilik ve İletişimde Etkinlik” ekseninde şekillenen Türkiye’nin AB Stratejisi, 15 Eylül 2014 tarihinde AB Bakanı ve Başmüzakereci Büyükelçi Volkan Bozkır tarafından Bakanlar Kurulu’na sunulmuştu. Türkiye’nin AB Stratejisi, Siyasi Reform Süreci, Katılım Sürecinde Sosyo-Ekonomik Dönüşüm ve AB İletişim Stratejisi olmak üzere üç ana bölümden oluşuyor. Stratejinin temel hedefini ise reform sürecine hız kazandırılması yoluyla AB standartlarına ulaşılması, müzakere başlıklarında atılacak öncelikli adımların belirlenmesi, Türkiye ve AB’nin karşı karşıya oldukları müşterek zorluklar karşısında Türkiye-AB birlikteliğinin anlamının ve potansiyelinin ortaya çıkarılmasıyla güçlü bir iletişimin kurulması oluşturuyor.

Konuya ilişkin AB Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, AB Stratejisi’nin, Kasım ayında “AB’ye Katılım İçin Ulusal Eylem Planı” ve “AB İletişim Stratejisi” başlıklı iki belgenin yayımlanmasıyla operasyonel hale geleceği belirtildi. Son olarak AB tarafından 2008 yılında yayımlanan Katılım Ortaklığı Belgesi referans alınarak oluşturulmuş olan Ulusal Program’ın güncelliğini yitirdiği belirtilerek, tüm müzakere fasıllarındaki çalışmalara ivme kazandırmak amacıyla AB Bakanlığı’nın koordinasyonunda, bakanlık ve kamu kuruluşlarının katkısıyla “AB’ye Katılım İçin Ulusal Eylem Planı” hazırlandığı belirtildi. 2014-2019 dönemini kapsayacak Eylem Planı’nın iki aşamada hayata geçirilmesi amaçlanıyor.

İlk aşama, 2015’e kadar olan dönemi kapsarken, ikinci aşama 2015-2019 dönemini kapsayacak. Eylem Planı, fasılların açılış ve kapanış kriterleri de dahil öncelikli çalışmaları ortaya koymakla kalmayıp, uygulamaya yönelik idari kapasitenin güçlendirilmesini de amaçlıyor. AB’ye uyum için bir yol haritası niteliğinde olacak Eylem Planı, her müzakere faslında katılım için atılması gereken somut adımları ortaya koyarken, “Birincil Mevzuat Uyum Çalışmaları”, “İkincil Mevzuat Uyum Çalışmaları” ve “Kurumsal Yapılanma ve Diğer Çalışmalar” bölümlerinden oluşacak. 2010 yılından bu yana yürütülen AB İletişim Stratejisi’nin (ABİS) devamı niteliğinde olacak yeni “AB İletişim Stratejisi” ise, gerek Türkiye’deki gerekse AB kamuoyuna yönelik iletişim faaliyetlerine yoğunlaşacak.

Siyasi Reform Süreci

Stratejinin ilk ayağını oluşturan Siyasi Reform Süreci kapsamındaki çalışmalarla son 12 yıldır Türkiye’de demokratikleşme, hukukun üstünlüğü, insan hakları, sivilleşme, özgürlük ve güvenlik alanında gerçekleştirilen reformların daha ileriye taşınarak, bunlardan elde edilen kazanımların daha kalıcı ve sağlam hale getirilmesini amaçlanıyor. Strateji’nin bu bölümünde, siyasi reform sürecinin öncelikli hedefinin vatandaşların temel hak ve özgürlüklerinin güvence altına alınması ve bunların ayrım gözetilmeksizin kullanılmasını kısıtlayan engellerin kaldırılması olarak belirtiliyor. Bu hedef doğrultusunda, 12 Eylül darbesi döneminin izlerini taşıyan tüm mevzuatın yeni Anayasa çalışmaları kapsamında gözden geçirileceği Strateji’de ifade ediliyor.

Yeni Anayasa ile, Yeni Türkiye’nin inşası önünde engel teşkil eden yapısal sorunların da giderileceği kaydediliyor. Yargı ve Temel Haklar başlıklı 23’üncü ve Adalet, Özgürlük ve Güvenlik başlıklı 24’üncü fasılların  bazı siyasi engellemeler nedeniyle açılmamış olması ve tarama sonu raporlarının Türkiye’ye iletilmemiş olmasına bakılmaksızın, siyasi kriterler ve bu iki fasıl kapsamına giren konulardaki reformların kararlılıkla sürdürüleceği ifade ediliyor. Bu doğrultuda yapılması planlanan çalışmalar arasında ise, Türkiye tarafından imzalanan, ancak onaylanmayan uluslararası sözleşmelerin onay sürecine hız kazandırılması, yargı reformu stratejisinin güncellenmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) İhlallerinin Önlenmesine İlişkin Eylem Planı’nın hayata geçirilmesi adımları yer alıyor.

Ayrıca siyasi reformlar sürerken, AİHS, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ve AB müktesebatının dikkate alınacağı kaydediliyor. Stratejide, 2003 yılından bu yana faaliyet gösteren Reform İzleme Grubu (RİG) ve RİG kapsamındaki Siyasi İşler Alt Komitesi’nin (SİYAK) reformlar konusundaki çalışmalarının önümüzdeki dönemde hızlandırılacağı belirtiliyor. Bunun yanında, Aralık 2013’te Geri Kabul Anlaşması’nın imzalanmasıyla başlayan Vize Serbestisi Diyaloğu’nun başarıyla nihayetlendirilmesi için gerekli adımların atılacağı ifade ediliyor. Demokratikleşme Paketi kapsamında atılan adımların geniş boyutlara yayılması da siyasi reformlar başlığı altında yer buluyor. Bu doğrultuda yapılacak çalışmalar arasında insan hakları alanındaki kurumların geliştirilmesi ve daha etkin çalışması; kadın, çocuk ve engelli haklarının genişletilmesi; örgütlenme özgürlüğü ve barışçıl toplanma hakkına ilişkin düzenlemelerin AİHM kararları dikkate alınarak yapılması yer alıyor.

Katılım Sürecinde Sosyo-Ekonomik Dönüşüm

Strateji’nin ikinci ayağını oluşturan bu bölümde, Türkiye ekonomisinin son dönemde sergilediği güçlü performansa ve AB sürecinin Türkiye’nin geçirdiği sosyo-ekonomik dönüşüme katkılarına değiniliyor. AB mevzuatının ilk olarak Gümrük Birliği’nin tesisi ile üstlenilmeye başlamasına karşın, Türkiye’nin AB uyum sürecine gerçek anlamda katılım müzakerelerinin başlamasıyla başladığı belirtiliyor. Katılım müzakerelerinde 14 faslın açık, 1 faslın geçici olarak kapalı; 17 faslın ise siyasi engellemeler nedeniyle blokaj altında olduğu resmi tabloya bakılmaksızın, Türkiye’nin tüm fasıllardaki uyum çalışmalarını kararlılıkla sürdürdüğü ve son 12 yılda 326 birincil, 1730 ikincil mevzuatın çıkarıldığı vurgulanıyor.

Türkiye’de son dönemde yaşanan bazı iş kazalarının müktesebata uyum çalışmalarında uygulama, denetim ve zihniyetin önemini ortaya koyduğu ifade edilen Strateji’de, Türkiye’de AB müktesebatını uygulama ve idari kapasiteye ilişkin bir takım eksikliklerin bulunduğu kaydediliyor. Yalnızca mevzuat çıkarmanın yeterli olmadığının; buna gerekli zihinsel dönüşümün de eşlik etmesi gerektiğinin altı çizilen Strateji’de, ileriki dönemde reform çalışmalarında uygulama kapasitesinin geliştirilmesine ayrı bir önem verileceği de belirtiliyor. Bu bölümde ayrıca, AB bölgesel politikasına uyum kapsamında bölgeler arası ve bölge içi gelişmişlik farklarını azaltmak için kurulan ve bulundukları bölgenin kalkınması için AB fonlarından yararlanmasını sağlayacak çalışmalarda bulunan Kalkınma Ajanslarına önemli bir rol düştüğü kaydediliyor.

Son olarak, AB’ye Katılım İçin Ulusal Eylem Planı’nın sosyo-ekonomik dönüşümün sürmesi ve güçlendirilmesi doğrultusunda öncelikleri ortaya koyacağı; mevzuat düzenlemelerinin yanı sıra uygulamaya yönelik kurumsal veya idari yapılanmalara ilişkin acil hususları içereceğinin sinyalleri veriliyor.

AB İletişim Stratejisi

AB İletişim Stratejisi Stratejinin üçüncü ayağını oluşturan bu bölümde, siyasi ve sosyo-ekonomik reformları iletişim faaliyetleri ile destekleyerek, bir yandan reformların toplum tarafından içselleştirilmesi ve diğer yandan ise AB üye devletlerinin kamuoylarında Türkiye’ye ilişkin algının olgu ile örtüşmesinin sağlanması gerektiğine dikkat çekiliyor. Buna bağlı olarak, AB İletişim Stratejisi yurtiçi ve yurtdışı olmak üzere iki boyutta ele alınıyor. AB İletişim Stratejisi’nin her iki boyutunun da TBMM, kamu kurumları, STK’lar, üniversiteler, iş dünyası ve yerel yönetimler başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin görüşleri ile zenginleştirilerek, katılımcı bir zihniyetle uygulanacağı belirtiliyor.

2010 yılında uygulanmaya başlanan ABİS’in  devamı niteliğinde olan yeni  iletişim stratejisinin, yeni aktörler ve öncelikler ışığında yeni nesil araçlarla hayata geçirileceği vurgulanıyor. Yeni AB iletişim stratejisinin yurtiçi boyutunun ana hedefi Türkiye’de AB’ye yönelik kamuoyu desteğini artırmak ve AB’nin bir çağdaşlaşma ve demokratikleşme projesi olduğu ve hayatın her alanına olumlu getirileri olacağına yönelik inancı artırmak olarak özetlenirken; bu kapsamda STK’lar, düşünce kuruluşlar, akademisyenler, yerel yönetimler ve her düzeyde medyanın katılımıyla çalışmalar yürütüleceği belirtiliyor.

Yeni iletişim stratejisinin yurtdışı boyutu kapsamının ileriki dönemde en fazla mesai harcanacak çalışmalar arasında yer alacağı sinyalleri verilen Strateji’de, bu kapsamda Türkiye’nin AB üyeliğine mesafeli yaklaşan ve AB kamuoyunun şekillenmesinde etkili olan ülkelere öncelik verileceği belirtiliyor. Yurtdışı boyutunda, tek seferlik faaliyetlerden ziyade, sürdürülebilir, etkisi ölçülebilir, güncellenebilir ve toplumlar arası köprüler kurmayı hedefleyen esnek ve katılımcı bir yaklaşımın benimsendiği vurgulanıyor.

Yerli ve yabancı STK’lar, üniversiteler ve iş örgütlerini öne çıkaran faaliyetlerin bu kapsamda öncelikli olarak tercih edileceği; sosyal medya ve dijital teknolojinin ABİS’in yurtdışı boyutunda etkin bir şekilde kullanılacağı ifade ediliyor.

AB Bakanlığı tarafından hazırlanan Türkiye’nin AB Stratejisi’ne,  http://www.ab.gov.tr/files/foto/ab_stratejisi1.pdf internet adresinden ulaşılabilir. 

TÜRKİYE-AB KPK’NIN AVRUPA KANADI BELİRLENDİ

Türkiye-AB KPK’nın AP kanadından oluşan yeni üyeleri, 16 Eylül 2014 tarihinde belirlendi. Buna göre, KPK AP Heyeti Başkanlığı’na Manolis Kefalogiannis (Yunanistan); Başkan yardımcılıklarına Miltiadis Kyrkos (Yunanistan) ve Takis Hadjigeorgiou (GKRY) getirildi. Manolis Kefalogiannis’in KPK Avrupa Kanadı Başkanı olması kesinleşirken; Başkan yardımcılarından birinin değişebileceği kaydediliyor. Bilindiği üzere, KPK, Türkiye-AB ortaklığının demokratik denetim organı olarak düşünülerek, Ankara Anlaşması'nın 27’inci maddesi uyarınca oluşturuldu. KPK’nın hukuki dayanağını, 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara'da imzalanan Türkiye ve AET Arasında Bir Ortaklık Yaratan Anlaşma'nın 27’inci maddesi oluşturuyor. TBMM ve AP’den eşit sayıdaki 25'er milletvekilinden oluşan KPK’nın Başkanlık Divanı, KPK iç tüzüğünün 4’üncü maddesi uyarınca, TBMM Heyeti Başkanı ile AP Heyeti Başkanı ve birden çok Başkan Yardımcısından meydana geliyor. 

Hâlihazırda KPK TBMM Kanadı,  Başkanlık Divanı, Eş Başkan ve iki Eş Başkan Yardımcısından oluşmakta. KPK Avrupa Kanadı Başkan ve Başkan Yardımcılarıyla ilgili nihai tablonun, AP’de siyasi gruplar arasında yapılacak olan görüşmelerin ardından kesinleşmesi bekleniyor. Bununla birlikte, KPK AP Kanadı’nın 25 asil ve 17 yedek üyeden oluşan kesin listesi belirlendi. Grupta yer alan ve çeşitli siyasi gruplara mensup asil ve yedek üyelerin Türkiye’nin AB üyeliği konusunda farklı tutumlara sahip oldukları biliniyor.

KPK AP kanadında yer alan Fransız ve Alman Sosyalist üyeler, genellikle Türkiye’nin AB üyeliğine mesafeli duruşlarıyla tanınıyorlar. Asil üyelerden Edouard Ferrand (Fransa) ve Georgis Epitideios (Yunanistan), aşırı sağ görüşlü vekilleri temsil ediyor. KPK AP kanadı asil üyelerden Liberal Alexander GrafLambsdorff (Almanya), Gezi Parkı sonrası Türkiye-AB müzakerelerinin askıya alınması çağrısıyla hatırlanıyor. Grupta yer alan bir diğer asil üye Renate Sommer da,  KPK AP Kanadında Türkiye’nin AB üyeliğine karşı vekillerden biri olarak tanınıyor. Türkiye’de yakından tanınan eski Avrupa Komisyonu Üyesi Olli Rehn ise, KPK AP Kanadı yedek üyelerinden ve Türkiye’nin AB üyeliğini destekleyen isimlerden biri.

TÜRKİYE-AB GERİ KABUL ANLAŞMASI YÜRÜRLÜĞE GİRDİ

Yasadışı yollarla Türkiye üzerinden AB üye ülke topraklarına giren mültecilerin Türkiye’ye iadesini öngören ve 16 Aralık 2013 tarihinde taraflar arasında imzalanan Türkiye-AB Geri Kabul Anlaşması, 1 Ekim 2014 tarihinde yürürlüğe girdi. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi ile ilgili olarak Avrupa Komisyonu’nun İçişlerinden Sorumlu Üyesi Cecilia Malmström yaptığı açıklamada, Türkiye ile AB arasındaki Geri Kabul Anlaşması’nın yürürlüğe girmiş olmasından duyduğu memnuniyeti dile getirirken, uzun bir süreç neticesinde varılan anlaşmanın, ileriye dönük önemli bir adım teşkil ettiğini belirtti.

Malmström, anlaşma sayesinde taraflardan birisinin topraklarında yasadışı şekilde ikamet eden kişilerin, geri göndermeme (non-refoulement) ilkesi dâhil uluslararası hukuka ve temel haklara tam riayet ederek, ivedilikle geri gönderilmesinin mümkün olacağını vurguladı. Anlaşmanın yürürlüğe girmesi ile Türkiye topraklarından AB’ye gelen düzensiz göç hareketlerinin daha iyi bir şekilde yönetilmesinin mümkün olacağını da belirten Malmström, Geri Kabul Anlaşması’nın eksiksiz ve etkin bir şekilde uygulanmasının aynı zamanda Türkiye ile vizesiz rejime yönelik yol haritasında belirlenen ön koşullardan birisini oluşturduğunu ve yürürlüğe giren anlaşmanın vize serbestisi açısından önemli bir ilerleme teşkil ettiğinin altını çizdi.

IPA II KAPSAMINDA AB, TÜRKİYE`YE 4.4 MİLYAR AVRO KAYNAK SAĞLAYACAK

Avrupa Komisyonu 2014-2020 yılları arasında Batı Balkan ülkeleri ve Türkiye’yi kapsayan genişleme bölgesindeki ülkelere 11 milyar avro kaynak aktarılacağını duyurdu. 26 Eylül 2014 tarihinde yapılan açıklamada, söz konusu kaynağın Katılım Öncesi Yardım Aracı (IPA II) kapsamında, AB aday ülkeleri Arnavutluk, Makedonya, Karadağ, Sırbistan, Türkiye ve Kosova'da reform çabalarına destek vermek amacıyla kullandırılacağı kaydedildi.

Fon kaynağının bu ülkeler arasında tahsisi ve yardımdan en çok yararlanacak öncelikli alanların tespitinde, ilgili ülke makamları ile birlikte AP ve AB üyesi devletlerinin yanı sıra sivil toplum örgütleri, uluslararası örgütler ve finans kurumlarına danışıldı. Aynı zamanda IPA I sürecinin devamlılığını sağlayacak olan yeni IPA II aracı, yararlanıcıların fonlara erişimini kolaylaştırmak amacıyla, “daha sonuç odaklı, esnek ve belirli ihtiyaçları karşılamaya yönelik sadeleştirilmiş kurallar çerçevesinde” uygulanacak. Toplam 11 milyar avro tutarındaki mali yardım,  aday  ülkelerin stratejik öncelikleri yanında, bölgesel ve alansal işbirliği ile yatırımların artırılmasına odaklanacak.

 Avrupa Komisyonu, destek sağlanacak öncelikli alanları yönetim ve kamu idaresinde reform; hukukun üstünlüğü ve temel haklar; ekonomik büyüme ve rekabetçiliğin desteklenmesi olarak belirledi. IPA II çerçevesinde kullandırılacak olan mali yardım, bu alanlarda ulusal sektörel reformları desteklemeyi hedefliyor.

Yedi yıllık süre zarfında AB'den toplamda 4 milyar 453 milyon avro alacak olan Türkiye, IPA II kapsamında en çok kaynak tahsis edilen ülke oldu. Türkiye'ye 2014 yılında 620 milyon, 2015 yılında 626 milyon, 2016 yılında 630 milyon, 2017 yılında 636 milyon, 2018-2020 yılları arasında ise 1 milyar 940 milyon avro kaynak ayrıldı.  

 

Cari fiyatlar üzerinden 2014-2020 IPA II Tahsisatı (milyon avro)

Ülke

2014

2015

2016

2017

2018 - 2020

Toplam

Arnavutluk

83.7

86.9

89.7

92.9

296.3

649.5

Eski Yugoslav Makedonya Cumhuriyeti

85.7

88.9

91.6

94.9

303.1

664.2

Kosova

83.8

85.9

88.7

91.9

295.2

645.5

Karadağ

39.6

35.6

37.4

39.5

118.4

270.5

Sırbistan

195.1

201.4

207.9

215.4

688.2

1,508.0

Türkiye

620.4

626.4

630.7

636.4

1,940.0

4,453.9

Çoklu ülke*

348.0

365.0

390.0

410.4

1,445.3

2,958.7

*Bu tahsisat birden fazla ülkeye yönelik aktivitelerin yanı sıra bilgilendirme ve iletişim, denetim, izleme ve değerlendirme, Yüksek Temsilcilik giderleri için tahsis edilen fonları ve Bosna ve Hersek'e tahsis edilmemiş fonları kapsar.

Kaynak: AB Türkiye Delegasyonu

 

E-Bülten Kayıt

İKV KURUCU VE MÜTTEVELLİ KURUMLARI

© 2017 İKV Bütün Hakları Saklıdır.
Designed By: OrBiT