Buradasınız: » ANA SAYFA » AVRUPA BİRLİĞİ » AB GÜNCEL » 2014 » TEMMUZ

TEMMUZ

İTALYA, AB DÖNEM BAŞKANLIĞI’NI DEVRALDI

İtalya, 1 Temmuz 2014 tarihinde Yunanistan’dan devralarak, 12’nci kez dönem başkanlığı görevini üstlendi. İtalya Başbakanı Matteo Renzi, 2 Temmuz’da Avrupa Parlamentosu’nda İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’na ilişkin önceliklerini açıkladı. Konuşmasında, İtalya Başbakanı Matteo Renzi “AB’nin kendini kurtarabilmek için değişim geçirmesi gerektiği” konusunu vurguladı. İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın öncelikleri; ekonomik ve mali krizin üstesinden gelerek ekonomik büyümenin canlandırılması ve yeni istihdam imkânlarının yaratılması; vatandaşların temel haklarının güçlendirilmesi ve Avrupa’nın hızla değişen uluslararası ortama ayak uydurmasının sağlanması olarak belirlendi.

İstihdam ve ekonomik büyüme İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda, AB temel politikalarının merkezinde büyüme ve istihdamı tutarak, üye ülkelerinde yapısal reformları teşvik edecek ekonomik çerçevenin oluşturulması hedefleniyor. Bu girişimler kapsamında, “Avrupa Rönesans” ile Avrupa, sanayinin önemini yeniden keşfedilmesi için KOBİ’lerin gelişmeleri ve iş yapma ortamının iyileştirilmesi konuları öncelik teşkil ediyor. Bu dönemde, enerji ve iklim politikalarına da büyük önem verileceği anlaşılıyor. Enerji alanında örneğin, AB’nin enerjide tedarik yollarının çeşitlendirilmesi ve enerji güvenliğinin sağlanmasına yönelik önlemler alınması öngörülüyor.

İtalya, bu kapsamda Ekim 2014’te düzenlenecek AB Zirvesi’nde iklim ve enerji alanlarında yeni bir anlaşmaya varılması için çalışacağını açıkladı. İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın diğer öncelikleri arasında Avrupa Ekonomik ve Parasal Birliği’nin güçlendirilmesi ve derinleştirilmesi; eğitim ve öğretim sistemlerinin iş pazarına entegrasyonun kolaylaştırılması ve başta Horizon 2020 Programı ile Avrupa Yapısal ve Yatırım fonları aracılığıyla araştırma ve yenilikçiliğin teşvik edilmesi yer alıyor. İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda dijital tek pazarının tamamlanması için çalışmalarının hızlandırılması öngörülüyor. Bu önlemler ile birlikte, Avrupa 2020 Stratejisi’ni yeniden canlandırarak, akılı, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümeye destek verilmesi hedefleniyor.

Bu bağlamda, İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın süresince söz konusu stratejinin etkinliğini artırmak amacıyla açık bir forumun düzenlenmesi planlandığı açıklandı. Avrupa vatandaşlarıyla yakınlaşma: demokrasi, haklar ve özgürlük İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı esnasında, AB kurumlarında yer alan temsilcilerin görev değişiminde önemli gelişmelere sahne olması söz konusu. Bunlar sırasıyla; yeni seçilen Avrupa Parlamentosu’nun Temmuz ayında, Avrupa Komisyonu’nun yeni üyelerinin ve AB’nin yeni Yüksek Temsilcisi’nin ise Kasım ayında göreve başlamaları ve AB Zirvesi’nin liderliğinin 1 Aralık 2014 tarihinden itibaren yeni bir Başkan tarafından devralınmasıdır.

Bu Dönem Başkanlığı’nda, İtalya, söz konusu geçiş döneminin kolaylaştırılması için büyük özen göstereceği düşünülüyor. Bu dönemde, AB’de yönetişim sürecinde de iyileştirme yolları aranacağı açıklandı. Bu kapsamda daha çok demokrasi, hesap verebilirlik, şeffaflık sağlanmasıyla, AB kurumlarının AB vatandaşlarıyla daha çok yakınlaştırılması amaçlanıyor. İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda özellikle temel hakların korunması ve bu kapsamda kişisel verilerin korunmasına yönelik yürütülen çalışmalarda ilerleme kaydedilmesi ümit ediliyor. Bunun yanı sıra, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve ayrımcılık yapmama ilkesinin uygulanmasına yönelik önlemlerin alınmaya devam edileceği açıklandı. İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda göç ile sığınma politikalarda AB’nin daha aktif bir rol üstlenmesi hususuna önem veriliyor. Bu bağlamda, AB nezdinde bir göç politikasının oluşturulması hedefleniliyor.

Bu kapsamda öngörülen çalışmalar arasında örneğin Avrupa’da daha entegre sınır kontrol sisteminin geliştirilmesi yer alıyor. AB’nin dış politikasında yeni bir ivme İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda Güney Akdeniz bölgesinin AB’nin Dış Politikası çerçevesinde daha ön plana çıkartılmak istendiği anlaşılıyor. AB’nin özellikle Kuzey Afrika ve Orta Doğu bölgelerinde yaşanan geçiş dönemine destek verilmesi öngörülüyor. İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı, komşuluk politikası çerçevesinde Gürcistan, Moldova ve Ukrayna ile imzalanan Ortaklık Anlaşmaları’nın uygulamaya koyulmasına öncelik tanıyacağını belirtti.

Bununla birlikte, İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda stratejik önem taşıyan genişleme politikası kapsamında ise Batı Balkanlar ile katılım müzakerelerin desteklenmesi ve Türkiye ile olan müzakerelerin yeninden canlandırılması konuları öncelikler arasında yer alıyor. AB’nin dış ticaret politikası kapsamında ise, AB’nin stratejik ortakları ve gelişmekte olan ekonomiler ile ikili ticaret ve yatırım müzakerelerinin tamamlanmasına yönelik çalışmaların devam etmesi söz konusu. Asya ülkeleri ile yürütülen serbest ticaret anlaşmaları ve ABD ile yürütülen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı müzakerelerinin desteklenmesi öncelik teşkil ediyor.

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda ayrıca, siber suç ile daha etkin mücadele edilmesi, AB Denizcilik Güvenlik Stratejisi’nin uygulanması, 2015 sonrası Kalkınma Gündemi için ortak bir pozisyon hazırlanması gibi önceliklere de yer veriliyor. İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın önceliklerine ilişkin daha detaylı bilgilere http://italia2014.eu/media/1220/programma-semestre-en-def.pdf ve İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın resmi sitesine http://italia2014.eu/en adreslerinden ulaşılabilir. 

AP JUNCKER’İN ADAYLIĞINI TARİHİ BİR DÖNÜM NOKTASI OLARAK NİTELENDİRDİ

Avrupa Komisyonu Başkanlığı’na Jean-Claude Juncker’in aday gösterilmesinin ardından AP’den çeşitli grupların liderleri yaptıkları açıklamalarda bu durumu Avrupa demokrasisi için tarihi bir an ve Avrupalı liderler ile vatandaşlar arasında bir dönüm noktası olarak nitelendirdiler. Parlamento’nun hâlihazırdaki Başkan Vekili Gianni Pitella, Juncker’in aday gösterilmesiyle AB liderlerinin Avrupa seçimleri sonuçlarından ve bununla birlikte Parlamento’nun Komisyon Başkanını seçmesinden kaynaklanan ikili bir demokratik meşruiyeti tanıdığını ifade etti.

Avrupa Halkları Partisi Başkanı Manfred Weber konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede Avrupa vatandaşlarının sesinin duyulduğunu belirterek üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının demokrasi ve şeffaflık adına önemli bir adım attıklarını kaydetti. Öte yandan baştan itibaren Juncker’in adaylığına karşı olan İngiltere ve Macaristan’ın tavrında yumuşama olduğu, örneğin Macarların Juncker’i birlikte çalışılabilecek “makul” bir kişi olarak gördükleri belirtiliyor. Juncker ismine en ciddi muhalif olan ve kendisini “geçmişe ait” olarak nitelendiren İngiltere Başbakanı Cameron ise 29 Haziran 2014 tarihinde gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde birlikte çalışmaya hazır olduğunu dile getirdi.

Komisyon Başkanı adaylığı ile ilgili bu gelişmeler yaşanırken 1 Temmuz 2014 tarihinde Avrupa Komisyonu heyeti AP’ye seçilen dört Komisyon Üyesinin yerini alacak kişilerin belirlenmesi için toplandı. Buna göre Ekonomik ve Mali İşlerden Sorumlu Komisyon Üyesi Olli Rehn’in yerini Siim Kallas, Adalet, Temel Haklar ve Vatandaşlıktan Sorumlu Komisyon Üyesi Viviane Reding’in yerini Johannes Hahn, Sanayi ve Girişimcilikten Sorumlu Komisyon Üyesi yerini Michel Barnier ve Mali Programlama ve Bütçeden Sorumlu Komisyon Üyesi Janusz Lewandowski’nin yerini Andris Piebalgs aldı.

Yeni Komisyon Üyeleri 14 Temmuz 2014’te Avrupa Parlamentosu’nda soruları cevaplayacaklar ve 17 Temmuz 2014 tarihinde de yeni görevleri onaylanacak. Komisyon Başkanı Barroso ayrıca boşalan iki Başkan Yardımcılığı görevine İç Pazardan Sorumlu Komisyon Üyesi Michel Barnier’i ve Enerjiden Sorumlu Komisyon Üyesi Günther Oettinger’i getirdi. Öte yandan Finlandiya tarafından Kasım ayında göreve başlayacak olan yeni Komisyon’da ve Mali İşlerden Sorumlu Komisyon Üyesinin ülkenin eski başbakanı Iyri Katainen olarak belirlenmesi eleştirilere neden oldu. Başta İtalya olmak üzere bazı Üye Devletler, mevcut pozisyonların aynı Üye Devlet tarafından belirlenen kişilerce yürütülmesine karşı çıkıyor. Yeni Komisyon için ortaya çıkan isimlerden birisi de Martine Reicherts oldu

. Reicherts Adalet, Temel Haklar ve Vatandaşlıktan Sorumlu Komisyon Üyeliği görevini üstlenecek. İtalya halihazırda Sanayi ve Girişimcilikten Sorumlu Komisyon Başkanı Yardımcısı Antonio Tajani’nin yerine 2008-2013 döneminde temsilcilik görevini yürüten Nelli Feroci’nin ismini açıkladı. Polonya ise Mali Programlama ve Bütçeden Sorumlu Komisyon Üyesi Janusz Lewandowski’nin yerini Jacek Dominik’in alacağını belirtti. Avusturya ise Bölgesel Politikadan Sorumlu Komisyon Üyesi Johannes Hahn’ın Juncker Komisyonu’nda da görevine devam edeceğini açıkladı.

AVRUPA PARLAMENTOSU BAŞKANLIĞINA MARTİN SCHULZ YENİDEN SEÇİLDİ

Martin Schulz, Avrupa Parlamentosu (AP)’de yapılan seçimle AP Başkanlığı’na ikinci kez getirilen ilk isim oldu. Avrupa Komisyonu Başkanlık seçimlerine aday olduğu için Parlamento Başkanlığından istifa eden Schulz’un yerine 1 Temmuz’a kadar geçici başkanlığı Gianni Pittela yürütmüştü. Schulz, toplam 612 geçerli oydan 409’unu alarak, rakipleri olan Avrupa Muhafazakârlar ve Reformcular Grubu’ndaki İngiliz parlamenter Sajjad Karim’i 308, Avusturya’dan Ulrie Lunacek’i ve İspanyol Pablo Iglesias Turrión’u 358 fark oyla ilk turda geçti. Oylamanın ardından kendisine güvendikleri için parlamentoya teşekkürlerini sunan Schulz, AB’nin karşılaştığı sorunlarla ilgili tespitlerini kısaca aktardı. Görevinin ciddiyetinin farkında olduğunu belirten Schulz, görev suresince AB’nin güçlenen kurumu olan parlamentoyu saygınlıkla temsil edeceğini ifade etti.

Ulrie Lunacek, Schulz’u tebrik ettikten sonra seçim tartışmalarının “kapalı kapılar ardında” yapılmasından rahatsız olduğunu dile getirdi. Angela Merkel ile Sigmar Gabriel’in AP’nin Schulz’u desteklemesi gerektiğini belirten Lunacek, bu kararın AB Konseyi’ne değil kendilerine ait olduğunun altını çizdi. Geçtiğimiz Mayıs ayında Almanya’da katıldığı bir tartışma programı sırasında Türkiye ile ilgili düşüncelerini açıklayan Schulz, o dönemde twitter yasağına işaret ederek Türkiye’nin AB’ye dahil olmasının gerekliliğini hep savunduğunu fakat, son zamanlarda Türkiye’nin AB’nin demokratik değerlerinden uzaklaştığını ifade etmişti.

AP Genel Kurulu oylamasının ardından yaptığı basın açıklamasında konuşan Avrupa Halk Partisi (European People’s Party-EPP) grup lideri Manfred Weber ise artık Türkiye’nin tam üyeliğini desteklemediklerini belirtirken, bugüne kadar Türkiye ile sürdürülen ortaklığın tam üyelik ile sonuçlanmasının şart olmadığını vurguladı. Aynı gün yapılan bir başka açıklama ise AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ve Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Štefan Füle’den geldi. Ashton ve Füle, Türkiye Hükümetinin yürüttüğü “barış süreci”nin canlandırılması, silah bırakma ve ateşkesin kalıcı olması için alınan önlemleri desteklediklerini açıkladı. Yapılan basın açıklamasında, Türkiye’nin taslak halinde sunduğu kanunlara atıfta bulunan Ashton ve Füle, yeni kanunların görüşmelerin ilerlemesi için hukuki temel oluşturduğunu ve kanunların ülkedeki insan haklarıyla istikrarın geleceği için gerekli olduğunu belirtti. 

AB EKONOMİ VE MALİYE BAKANLARI 2014’ÜN İKİNCİ YARISINA İLİŞKİN ÇALIŞMA PROGRAMINI GÖRÜŞTÜLER

8 Temmuz 2014 tarihinde toplanan AB Ekonomi ve Maliye Bakanları (Ecofin) 2014’ün ikinci yarısı için öngörülen çalışma programını görüştüler. 1 Temmuz’da göreve başlayan İtalya’nın Dönem Başkanlığı’ndaki AB Konseyi’nin önceliklerinin başında yapısal reformlar, büyüme ve istihdama yönelik yatırımlar geliyor. İtalya Ekonomi ve Maliye Bakanı Pier Carlo Padoan, tek pazarın daha fazla bütünleşmesi, yapısal reformların daha ileri götürülmesi ve yatırımların desteklenmesi olmak üzere, AB’de 3 temele dayanan büyümenin geliştirilmesi için Dönem Başkanlığı’nın önerisini sundu.

İstikrar ve Büyüme Paktı’na dayanan mali önlemlerin uygun bir şekilde değerlendirilerek yapısal reformlara özel önem verilmesi gerekiyor. İtalyan Bakan Padoan, mali konsolidasyona devam edilmesi ve aynı zamanda da büyümenin teşvik edilmesi gerektiğine işaret etti. Konsey toplantısını takiben yayınlanan bildiride Ekonomi ve Maliye Bakanları Konseyi, büyüme ve istihdam hedeflerinin destekleneceğini belirtti. Bildiride ayrıca, yapısal reformlara, mali önlemler ve yapısal reformlar karmasının dengeli bir şekilde değerlendirilerek özel önem verilmesi, bunun için de, İstikrar ve Büyüme Paktı kurallarıyla oluşturulmuş olan esnekliğin en iyi şekilde kullanılmasının gerektiği ifade edildi.

Ekonomi ve Maliye Bakanlarının diğer öncelikleri ise bankacılık birliğinin tamamlanması, mali piyasalara ilişkin hukuki düzenlemelerin güçlendirilmesi ve vergilendirme alanında mevzuat düzenlemelerinde ilerleme sağlanmasını içeriyor. Ekonomi ve Maliye Bakanları Eylül ayında yapılacak gayrı resmi toplantıda yatırım imkânları ve yapısal reformları tartışacak. Ecofin, Avrupa 2020 Stratejisi’nin gelecek dönem gözden geçirmesi kapsamında politika önlemleri ve stratejinin Avrupa Sömestri aracılığıyla nasıl geliştirilebileceğini de tartıştı. Konsey, 2014’ün ikinci yarısında Avrupa 2020 Stratejisi’nin gözden geçirmesini tartışacak ve stratejinin uygulanmasına ilişkin gerekli verileri elde edecek.

Konsey Avrupa Sömestri kapsamında üye ülkelere yönelik ekonomi ve maliye politikalarına ilişkin tavsiyeleri geçtiğimiz Haziran ayında kabul etmişti. Ecofin toplantısında Konsey ayrıca, ana şirket–bağlı şirket direktifine ilişkin değişikliği resmen kabul etti. Söz konusu değişiklik ile türev borç araçlarının grup şirketleri arasında dağıtılan kâr paylarının çifte vergilendirilmesinin önlenmesine ilişkin getirilen değişiklik tasarısını kabul etti. Konsey toplantısında ayrıca Tek Banka Çözümleme Mekanizması kapsamında çözümleme fonuna bankaların yapacakları katkıya ilişkin mevzuat çalışması tartışıldı.

JEAN-CLAUDE JUNCKER, SİYASİ GRUPLARLA İSTİŞARELERE HIZ VERDİ

Geçtiğimiz hafta AB Liderler Zirvesi’nde Avrupa Komisyonu Başkanlığı’na aday gösterilen eski Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, AP siyasi gruplarla istişarelere başladı. Juncker görüşmelerde sırasıyla Sosyalistler ve Demokratlar (S&D), Muhafazakârlar ve Reformcular (ECR), Liberaller ve Demokratlar (ALDE), Yeşiller/EFA, Avrupa Birleşik Solu/Nordik Yeşil Sol İttifakı (GUE/NGL), Avrupa Halk Partisi (EPP) ve Özgürlükler ve Demokrasi Avrupa’sı Grubu (EFD) Başkanlarıyla bir araya geldi.

8 Temmuz’da Avrupa Muhafazakârlar ve Reformcular (ECR) Grubu’na gerçekleştirdiği konuşmasında Juncker, Avrupa’da federal bir devletten yana olduğuna yönelik yorumları reddetti. Özellikle İngiltere Başbakanı David Camoron’ın yoğun eleştirilerine rağmen aday gösterilen Juncker’ın bu sözleri Brüksel’de dikkat çekti.

Juncker’ın bir diğer önemli açıklaması, sosyalist gruplarla gerçekleştirdiği görüşmelerde, Ekonomi ve Parasal Politikalardan Sorumlu Komisyon Üyeliği görevinin sosyalist kanattan bir adaya verilebileceğini açıklaması oldu. Bu görev için, Fransa eski Maliye Bakanı Pierre Moscovici ve Avro Grubu Başkanı ve Hollanda Maliye Bakanı Jeroen Dijsselbloem’in isimleri telaffuz ediliyor. Sağ görüşlü Hristiyan Demokratlardan EPP Grubu Başkanı Manfred Weber, Juncker’ın Başkanlığı hakkında ciddi olumsuz eleştiri getirmezken, konuşmasında daha çok Avrupa’nın demokrasi ve şeffaflık ilkelerinin öne çıkarılmasını destekleyecek bir döneme işaret etti.

Öte yandan S&D Grubu Başkanı Gianni Pittella, Juncker’ın, AP’deki siyasi grupların görüşlerini dinlemesini olumlu bir adım olarak nitelerken, partilerinin tamamen tatmin edici bir görüş beyan etmediğini de sözlerine ekledi. Ekonomi ve Parasal Politikalardan Sorumlu Komisyon Üyesinin sosyalist bir aileden seçilmesi halinde sonucun memnuniyetle karşılanacağını belirten Pittella, politika başlığında en dikkat çeken kısım olarak, Büyüme ve İstikrar Paktı için daha esnek mekanizmalara ihtiyaç duyulduğu yorumunu dile getirdi. ECR Grup Başkanı Syed Kmall ise görüşmelerde, Avrupa’nın geleceği için yüksek düzeyde tartışma ortamlarının yaratılmasından yana olduğunu kaydetti.

ALDE Grubu, Juncker’a kesin desteklerini dile getirmezken, desteklerinin yeni dönem program içeriği ile kendi önceliklerinin uygunluğuna bağlı olduğu belirtiliyor. GUE/NGL Grubu Başkanı Gabi Zimmer, Juncker’ın önceliklerinin parti öncelikleriyle uyuşmadığını söylerken, benzer bir açıklamada, Yeşiller/EFA Grubu’nun Eş Başkanlarından Rebecca Harms ve Philippe Lamberts, siyasi görüşlerinin Juncker ile tamamen aynı olmadığını ancak ortak noktaların da yakalanabileceğini belirttiler.

AB karşıtı söylemleriyle gündeme gelen İngiliz siyasetçi EFD’den Eş Başkan Nigel Farage ise siyasi gruplarla yapılan istişare toplantılarından memnun olduklarını kaydederken, Juncker’ın AB için marjinal konu haline gelebilecek başlıklara yönelik keskin yorumlardan kaçınmasına ve özellikle bu tutumun İngiltere’nin AB’ye yakınlaşması için yapıcı bir adım olduğuna dikkat çekiyor. 16 Temmuz 2014 tarihinde AP’de onayın verilmesinin ardından Juncker’ın beş yıllık görev sürecinin başlaması için Kasım ayında görev devrinin yapılması bekleniyor. 

ÖNE ÇIKANLAR

TEMMUZ 2014

İTALYA, AB DÖNEM BAŞKANLIĞI’NI DEVRALDI
İtalya, 1 Temmuz 2014 tarihinde Yunanistan’dan devralarak, 12’nci kez dönem başkanlığı görevini üstlendi. İtalya Başbakanı Matteo Renzi, 2 Temmuz’da Avrupa Parlamentosu’nda İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’na ilişkin önceliklerini açıkladı. Konuşmasında, İtalya Başbakanı Matteo Renzi “AB’nin kendini kurtarabilmek için değişim geçirmesi gerektiği” konusunu vurguladı. İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın öncelikleri; ekonomik ve mali krizin üstesinden gelerek ekonomik büyümenin canlandırılması ve yeni istihdam imkânlarının yaratılması; vatandaşların temel haklarının güçlendirilmesi ve Avrupa’nın hızla değişen uluslararası ortama ayak uydurmasının sağlanması olarak belirlendi.

İstihdam ve ekonomik büyüme
İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda, AB temel politikalarının merkezinde büyüme ve istihdamı tutarak, üye ülkelerinde yapısal reformları teşvik edecek ekonomik çerçevenin oluşturulması hedefleniyor. Bu girişimler kapsamında, “Avrupa Rönesans” ile Avrupa, sanayinin önemini yeniden keşfedilmesi için KOBİ’lerin gelişmeleri ve iş yapma ortamının iyileştirilmesi konuları öncelik teşkil ediyor. Bu dönemde, enerji ve iklim politikalarına da büyük önem verileceği anlaşılıyor. Enerji alanında örneğin, AB’nin enerjide tedarik yollarının çeşitlendirilmesi ve enerji güvenliğinin sağlanmasına yönelik önlemler alınması öngörülüyor. İtalya, bu kapsamda Ekim 2014’te düzenlenecek AB Zirvesi’nde iklim ve enerji alanlarında yeni bir anlaşmaya varılması için çalışacağını açıkladı.

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın diğer öncelikleri arasında Avrupa Ekonomik ve Parasal Birliği’nin güçlendirilmesi ve derinleştirilmesi; eğitim ve öğretim sistemlerinin iş pazarına entegrasyonun kolaylaştırılması ve başta Horizon 2020 Programı ile Avrupa Yapısal ve Yatırım fonları aracılığıyla araştırma ve yenilikçiliğin teşvik edilmesi yer alıyor. İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda dijital tek pazarının tamamlanması için çalışmalarının hızlandırılması öngörülüyor. Bu önlemler ile birlikte, Avrupa 2020 Stratejisi’ni yeniden canlandırarak, akılı, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümeye destek verilmesi hedefleniyor. Bu bağlamda, İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın süresince söz konusu stratejinin etkinliğini artırmak amacıyla açık bir forumun düzenlenmesi planlandığı açıklandı.

Avrupa vatandaşlarıyla yakınlaşma: demokrasi, haklar ve özgürlük
İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı esnasında, AB kurumlarında yer alan temsilcilerin görev değişiminde önemli gelişmelere sahne olması söz konusu. Bunlar sırasıyla; yeni seçilen Avrupa Parlamentosu’nun Temmuz ayında, Avrupa Komisyonu’nun yeni üyelerinin ve AB’nin yeni Yüksek Temsilcisi’nin ise Kasım ayında göreve başlamaları ve AB Zirvesi’nin liderliğinin 1 Aralık 2014 tarihinden itibaren yeni bir Başkan tarafından devralınmasıdır. Bu Dönem Başkanlığı’nda, İtalya, söz konusu geçiş döneminin kolaylaştırılması için büyük özen göstereceği düşünülüyor. Bu dönemde, AB’de yönetişim sürecinde de iyileştirme yolları aranacağı açıklandı. Bu kapsamda daha çok demokrasi, hesap verebilirlik, şeffaflık sağlanmasıyla, AB kurumlarının AB vatandaşlarıyla daha çok yakınlaştırılması amaçlanıyor.

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda özellikle temel hakların korunması ve bu kapsamda kişisel verilerin korunmasına yönelik yürütülen çalışmalarda ilerleme kaydedilmesi ümit ediliyor. Bunun yanı sıra, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve ayrımcılık yapmama ilkesinin uygulanmasına yönelik önlemlerin alınmaya devam edileceği açıklandı.

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda göç ile sığınma politikalarda AB’nin daha aktif bir rol üstlenmesi hususuna önem veriliyor. Bu bağlamda, AB nezdinde bir göç politikasının oluşturulması hedefleniliyor. Bu kapsamda öngörülen çalışmalar arasında örneğin Avrupa’da daha entegre sınır kontrol sisteminin geliştirilmesi yer alıyor.

AB’nin dış politikasında yeni bir ivme
İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda Güney Akdeniz bölgesinin AB’nin Dış Politikası çerçevesinde daha ön plana çıkartılmak istendiği anlaşılıyor. AB’nin özellikle Kuzey Afrika ve Orta Doğu bölgelerinde yaşanan geçiş dönemine destek verilmesi öngörülüyor.

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı, komşuluk politikası çerçevesinde Gürcistan, Moldova ve Ukrayna ile imzalanan Ortaklık Anlaşmaları’nın uygulamaya koyulmasına öncelik tanıyacağını belirtti. Bununla birlikte, İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda stratejik önem taşıyan genişleme politikası kapsamında ise Batı Balkanlar ile katılım müzakerelerin desteklenmesi ve Türkiye ile olan müzakerelerin yeninden canlandırılması konuları öncelikler arasında yer alıyor.

AB’nin dış ticaret politikası kapsamında ise, AB’nin stratejik ortakları ve gelişmekte olan ekonomiler ile ikili ticaret ve yatırım müzakerelerinin tamamlanmasına yönelik çalışmaların devam etmesi söz konusu. Asya ülkeleri ile yürütülen serbest ticaret anlaşmaları ve ABD ile yürütülen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı müzakerelerinin desteklenmesi öncelik teşkil ediyor.

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda ayrıca, siber suç ile daha etkin mücadele edilmesi, AB Denizcilik Güvenlik Stratejisi’nin uygulanması, 2015 sonrası Kalkınma Gündemi için ortak bir pozisyon hazırlanması gibi önceliklere de yer veriliyor.

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın önceliklerine ilişkin daha detaylı bilgilere http://italia2014.eu/media/1220/programma-semestre-en-def.pdf ve İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın resmi sitesine http://italia2014.eu/en adreslerinden ulaşılabilir.

AP JUNCKER’İN ADAYLIĞINI TARİHİ BİR DÖNÜM NOKTASI OLARAK NİTELENDİRDİ

Avrupa Komisyonu Başkanlığı’na Jean-Claude Juncker’in aday gösterilmesinin ardından AP’den çeşitli grupların liderleri yaptıkları açıklamalarda bu durumu Avrupa demokrasisi için tarihi bir an ve Avrupalı liderler ile vatandaşlar arasında bir dönüm noktası olarak nitelendirdiler. Parlamento’nun hâlihazırdaki Başkan Vekili Gianni Pitella, Juncker’in aday gösterilmesiyle AB liderlerinin Avrupa seçimleri sonuçlarından ve bununla birlikte Parlamento’nun Komisyon Başkanını seçmesinden kaynaklanan ikili bir demokratik meşruiyeti tanıdığını ifade etti. Avrupa Halkları Partisi Başkanı Manfred Weber konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede Avrupa vatandaşlarının sesinin duyulduğunu belirterek üye ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarının demokrasi ve şeffaflık adına önemli bir adım attıklarını kaydetti.

Öte yandan baştan itibaren Juncker’in adaylığına karşı olan İngiltere ve Macaristan’ın tavrında yumuşama olduğu, örneğin Macarların Juncker’i birlikte çalışılabilecek “makul” bir kişi olarak gördükleri belirtiliyor. Juncker ismine en ciddi muhalif olan ve kendisini “geçmişe ait” olarak nitelendiren İngiltere Başbakanı Cameron ise 29 Haziran 2014 tarihinde gerçekleştirdiği telefon görüşmesinde birlikte çalışmaya hazır olduğunu dile getirdi.

Komisyon Başkanı adaylığı ile ilgili bu gelişmeler yaşanırken 1 Temmuz 2014 tarihinde Avrupa Komisyonu heyeti AP’ye seçilen dört Komisyon Üyesinin yerini alacak kişilerin belirlenmesi için toplandı. Buna göre Ekonomik ve Mali İşlerden Sorumlu Komisyon Üyesi Olli Rehn’in yerini Siim Kallas, Adalet, Temel Haklar ve Vatandaşlıktan Sorumlu Komisyon Üyesi Viviane Reding’in yerini Johannes Hahn, Sanayi ve Girişimcilikten Sorumlu Komisyon Üyesi yerini Michel Barnier ve Mali Programlama ve Bütçeden Sorumlu Komisyon Üyesi Janusz Lewandowski’nin yerini Andris Piebalgs aldı. Yeni Komisyon Üyeleri 14 Temmuz 2014’te Avrupa Parlamentosu’nda soruları cevaplayacaklar ve 17 Temmuz 2014 tarihinde de yeni görevleri onaylanacak. Komisyon Başkanı Barroso ayrıca boşalan iki Başkan Yardımcılığı görevine İç Pazardan Sorumlu Komisyon Üyesi Michel Barnier’i ve Enerjiden Sorumlu Komisyon Üyesi Günther Oettinger’i getirdi.

Öte yandan Finlandiya tarafından Kasım ayında göreve başlayacak olan yeni Komisyon’da ve Mali İşlerden Sorumlu Komisyon Üyesinin ülkenin eski başbakanı Iyri Katainen olarak belirlenmesi eleştirilere neden oldu. Başta İtalya olmak üzere bazı Üye Devletler, mevcut pozisyonların aynı Üye Devlet tarafından belirlenen kişilerce yürütülmesine karşı çıkıyor.

Yeni Komisyon için ortaya çıkan isimlerden birisi de Martine Reicherts oldu. Reicherts Adalet, Temel Haklar ve Vatandaşlıktan Sorumlu Komisyon Üyeliği görevini üstlenecek. İtalya halihazırda Sanayi ve Girişimcilikten Sorumlu Komisyon Başkanı Yardımcısı Antonio Tajani’nin yerine 2008-2013 döneminde temsilcilik görevini yürüten Nelli Feroci’nin ismini açıkladı. Polonya ise Mali Programlama ve Bütçeden Sorumlu Komisyon Üyesi Janusz Lewandowski’nin yerini Jacek Dominik’in alacağını belirtti. Avusturya ise Bölgesel Politikadan Sorumlu Komisyon Üyesi Johannes Hahn’ın Juncker Komisyonu’nda da görevine devam edeceğini açıkladı.

AVRUPA PARLAMENTOSU BAŞKANLIĞINA MARTİN SCHULZ YENİDEN SEÇİLDİ

Martin Schulz, Avrupa Parlamentosu (AP)’de yapılan seçimle AP Başkanlığı’na ikinci kez getirilen ilk isim oldu. Avrupa Komisyonu Başkanlık seçimlerine aday olduğu için Parlamento Başkanlığından istifa eden Schulz’un yerine 1 Temmuz’a kadar geçici başkanlığı Gianni Pittela yürütmüştü.

Schulz, toplam 612 geçerli oydan 409’unu alarak, rakipleri olan Avrupa Muhafazakârlar ve Reformcular Grubu’ndaki İngiliz parlamenter Sajjad Karim’i 308, Avusturya’dan Ulrie Lunacek’i ve İspanyol Pablo Iglesias Turrión’u 358 fark oyla ilk turda geçti. Oylamanın ardından kendisine güvendikleri için parlamentoya teşekkürlerini sunan Schulz, AB’nin karşılaştığı sorunlarla ilgili tespitlerini kısaca aktardı. Görevinin ciddiyetinin farkında olduğunu belirten Schulz, görev suresince AB’nin güçlenen kurumu olan parlamentoyu saygınlıkla temsil edeceğini ifade etti. Ulrie Lunacek, Schulz’u tebrik ettikten sonra seçim tartışmalarının “kapalı kapılar ardında” yapılmasından rahatsız olduğunu dile getirdi. Angela Merkel ile Sigmar Gabriel’in AP’nin Schulz’u desteklemesi gerektiğini belirten Lunacek, bu kararın AB Konseyi’ne değil kendilerine ait olduğunun altını çizdi.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Almanya’da katıldığı bir tartışma programı sırasında Türkiye ile ilgili düşüncelerini açıklayan Schulz, o dönemde twitter yasağına işaret ederek Türkiye’nin AB’ye dahil olmasının gerekliliğini hep savunduğunu fakat, son zamanlarda Türkiye’nin AB’nin demokratik değerlerinden uzaklaştığını ifade etmişti. AP Genel Kurulu oylamasının ardından yaptığı basın açıklamasında konuşan Avrupa Halk Partisi (European People’s Party-EPP) grup lideri Manfred Weber ise artık Türkiye’nin tam üyeliğini desteklemediklerini belirtirken, bugüne kadar Türkiye ile sürdürülen ortaklığın tam üyelik ile sonuçlanmasının şart olmadığını vurguladı.

Aynı gün yapılan bir başka açıklama ise AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ve Avrupa Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Üyesi Štefan Füle’den geldi. Ashton ve Füle, Türkiye Hükümetinin yürüttüğü “barış süreci”nin canlandırılması, silah bırakma ve ateşkesin kalıcı olması için alınan önlemleri desteklediklerini açıkladı. Yapılan basın açıklamasında, Türkiye’nin taslak halinde sunduğu kanunlara atıfta bulunan Ashton ve Füle, yeni kanunların görüşmelerin ilerlemesi için hukuki temel oluşturduğunu ve kanunların ülkedeki insan haklarıyla istikrarın geleceği için gerekli olduğunu belirtti.


AB EKONOMİ VE MALİYE BAKANLARI 2014’ÜN İKİNCİ YARISINA İLİŞKİN ÇALIŞMA PROGRAMINI GÖRÜŞTÜLER

8 Temmuz 2014 tarihinde toplanan AB Ekonomi ve Maliye Bakanları (Ecofin) 2014’ün ikinci yarısı için öngörülen çalışma programını görüştüler. 1 Temmuz’da göreve başlayan İtalya’nın Dönem Başkanlığı’ndaki AB Konseyi’nin önceliklerinin başında yapısal reformlar, büyüme ve istihdama yönelik yatırımlar geliyor. İtalya Ekonomi ve Maliye Bakanı Pier Carlo Padoan, tek pazarın daha fazla bütünleşmesi, yapısal reformların daha ileri götürülmesi ve yatırımların desteklenmesi olmak üzere, AB’de 3 temele dayanan büyümenin geliştirilmesi için Dönem Başkanlığı’nın önerisini sundu. İstikrar ve Büyüme Paktı’na dayanan mali önlemlerin uygun bir şekilde değerlendirilerek yapısal reformlara özel önem verilmesi gerekiyor.

İtalyan Bakan Padoan, mali konsolidasyona devam edilmesi ve aynı zamanda da büyümenin teşvik edilmesi gerektiğine işaret etti. Konsey toplantısını takiben yayınlanan bildiride Ekonomi ve Maliye Bakanları Konseyi, büyüme ve istihdam hedeflerinin destekleneceğini belirtti. Bildiride ayrıca, yapısal reformlara, mali önlemler ve yapısal reformlar karmasının dengeli bir şekilde değerlendirilerek özel önem verilmesi, bunun için de, İstikrar ve Büyüme Paktı kurallarıyla oluşturulmuş olan esnekliğin en iyi şekilde kullanılmasının gerektiği ifade edildi.

Ekonomi ve Maliye Bakanlarının diğer öncelikleri ise bankacılık birliğinin tamamlanması, mali piyasalara ilişkin hukuki düzenlemelerin güçlendirilmesi ve vergilendirme alanında mevzuat düzenlemelerinde ilerleme sağlanmasını içeriyor. Ekonomi ve Maliye Bakanları Eylül ayında yapılacak gayrı resmi toplantıda yatırım imkânları ve yapısal reformları tartışacak. Ecofin, Avrupa 2020 Stratejisi’nin gelecek dönem gözden geçirmesi kapsamında politika önlemleri ve stratejinin Avrupa Sömestri aracılığıyla nasıl geliştirilebileceğini de tartıştı. Konsey, 2014’ün ikinci yarısında Avrupa 2020 Stratejisi’nin gözden geçirmesini tartışacak ve stratejinin uygulanmasına ilişkin gerekli verileri elde edecek. Konsey Avrupa Sömestri kapsamında üye ülkelere yönelik ekonomi ve maliye politikalarına ilişkin tavsiyeleri geçtiğimiz Haziran ayında kabul etmişti.

Ecofin toplantısında Konsey ayrıca, ana şirket–bağlı şirket direktifine ilişkin değişikliği resmen kabul etti. Söz konusu değişiklik ile türev borç araçlarının grup şirketleri arasında dağıtılan kâr paylarının çifte vergilendirilmesinin önlenmesine ilişkin getirilen değişiklik tasarısını kabul etti. Konsey toplantısında ayrıca Tek Banka Çözümleme Mekanizması kapsamında çözümleme fonuna bankaların yapacakları katkıya ilişkin mevzuat çalışması tartışıldı.

JEAN-CLAUDE JUNCKER, SİYASİ GRUPLARLA İSTİŞARELERE HIZ VERDİ

Geçtiğimiz hafta AB Liderler Zirvesi’nde Avrupa Komisyonu Başkanlığı’na aday gösterilen eski Lüksemburg Başbakanı Jean-Claude Juncker, AP siyasi gruplarla istişarelere başladı. Juncker görüşmelerde sırasıyla Sosyalistler ve Demokratlar (S&D), Muhafazakârlar ve Reformcular (ECR), Liberaller ve Demokratlar (ALDE), Yeşiller/EFA, Avrupa Birleşik Solu/Nordik Yeşil Sol İttifakı (GUE/NGL), Avrupa Halk Partisi (EPP) ve Özgürlükler ve Demokrasi Avrupa’sı Grubu (EFD) Başkanlarıyla bir araya geldi.

8 Temmuz’da Avrupa Muhafazakârlar ve Reformcular (ECR) Grubu’na gerçekleştirdiği konuşmasında Juncker, Avrupa’da federal bir devletten yana olduğuna yönelik yorumları reddetti. Özellikle İngiltere Başbakanı David Camoron’ın yoğun eleştirilerine rağmen aday gösterilen Juncker’ın bu sözleri Brüksel’de dikkat çekti.
Juncker’ın bir diğer önemli açıklaması, sosyalist gruplarla gerçekleştirdiği görüşmelerde, Ekonomi ve Parasal Politikalardan Sorumlu Komisyon Üyeliği görevinin sosyalist kanattan bir adaya verilebileceğini açıklaması oldu. Bu görev için, Fransa eski Maliye Bakanı Pierre Moscovici ve Avro Grubu Başkanı ve Hollanda Maliye Bakanı Jeroen Dijsselbloem’in isimleri telaffuz ediliyor.

Sağ görüşlü Hristiyan Demokratlardan EPP Grubu Başkanı Manfred Weber, Juncker’ın Başkanlığı hakkında ciddi olumsuz eleştiri getirmezken, konuşmasında daha çok Avrupa’nın demokrasi ve şeffaflık ilkelerinin öne çıkarılmasını destekleyecek bir döneme işaret etti. Öte yandan S&D Grubu Başkanı Gianni Pittella, Juncker’ın, AP’deki siyasi grupların görüşlerini dinlemesini olumlu bir adım olarak nitelerken, partilerinin tamamen tatmin edici bir görüş beyan etmediğini de sözlerine ekledi. Ekonomi ve Parasal Politikalardan Sorumlu Komisyon Üyesinin sosyalist bir aileden seçilmesi halinde sonucun memnuniyetle karşılanacağını belirten Pittella, politika başlığında en dikkat çeken kısım olarak, Büyüme ve İstikrar Paktı için daha esnek mekanizmalara ihtiyaç duyulduğu yorumunu dile getirdi. ECR Grup Başkanı Syed Kmall ise görüşmelerde, Avrupa’nın geleceği için yüksek düzeyde tartışma ortamlarının yaratılmasından yana olduğunu kaydetti.

ALDE Grubu, Juncker’a kesin desteklerini dile getirmezken, desteklerinin yeni dönem program içeriği ile kendi önceliklerinin uygunluğuna bağlı olduğu belirtiliyor. GUE/NGL Grubu Başkanı Gabi Zimmer, Juncker’ın önceliklerinin parti öncelikleriyle uyuşmadığını söylerken, benzer bir açıklamada, Yeşiller/EFA Grubu’nun Eş Başkanlarından Rebecca Harms ve Philippe Lamberts, siyasi görüşlerinin Juncker ile tamamen aynı olmadığını ancak ortak noktaların da yakalanabileceğini belirttiler. AB karşıtı söylemleriyle gündeme gelen İngiliz siyasetçi EFD’den Eş Başkan Nigel Farage ise siyasi gruplarla yapılan istişare toplantılarından memnun olduklarını kaydederken, Juncker’ın AB için marjinal konu haline gelebilecek başlıklara yönelik keskin yorumlardan kaçınmasına ve özellikle bu tutumun İngiltere’nin AB’ye yakınlaşması için yapıcı bir adım olduğuna dikkat çekiyor.

16 Temmuz 2014 tarihinde AP’de onayın verilmesinin ardından Juncker’ın beş yıllık görev sürecinin başlaması için Kasım ayında görev devrinin yapılması bekleniyor.

İTALYA, İSTİKRAR VE BÜYÜME PAKTI’NA DAHA FAZLA ESNEKLİK GETİRİLMESİNİ TALEP EDİYOR

1 Temmuz’da AB Dönem Başkanlığı’nı devralan İtalya, ekonomik büyümeyi canlandırmaya yönelik çalışmaları başlattı. İtalya Hükümeti, AB nezdinde uygulanan bütçe kurallarına daha fazla esneklik getirilmesi için çalışmalara ağırlık veriyor. Bu kapsamda, İstikrar ve Büyüme Paktı çerçevesinde AB üye ülkelerinin bütçe açıklarına ilişkin belirlenmiş olan kuralların kamu yatırımları daha fazla teşvik edecek şekilde yeniden gözden geçirilmesi isteniyor.

Küresel ekonomik krizden en çok etkilenen AB Üye Devletleri’nden biri olan İtalya, 2009 yılında GSYİH’nin yüzde 5,5’ine yükselen bütçe açığını 2013’te yüzde 3 seviyesine indirmeyi başardı. Ancak İtalya’nın kamu borcu 2013 yılında GSYİH’nin yüzde 132,6 oranına ulaştı. İtalya’nın ekonomisi daha hızlı büyümesi için yeni bir yapılandırma yapması gerektiğine dikkat çeken İtalyan Başbakanı Matteo Renzi, ülkesinin bütçesini dengelemek için daha çok zamana ihtiyacı olduğunu açıkladı.

Bu bağlamda, İtalya’nın amacı, üye ülkelerin orta vadedeki bütçe hedeflerini karşılayabilmeleri için gerekli düzenlemeleri hayat geçirmelerini kolaylaştırılmaktır. Bu hedef doğrultusunda, İtalyan Başbakanı Renzi, AB’nin kamu borcu ve kamu açığını sınırlayan kuralları AB’nin yorumlamasında daha fazla esneklik getirilmesi için baskıda bulunuyor.

Bilindiği üzere, Altılı Paket (Six Pack) İstikrar ve Büyüme Paktı’nın uygulamasında getirilen esneklikler çerçevesinde üye ülkeler için öngörülen bazı yapısal reformları (örneğin, sağlık reform, emeklilik ve iş gücü piyasasında reform) hayata geçirdikleri takdirde bütçe kriterlerine uyum için daha fazla zaman tanınıyor. Böylelikle ülke nezdinde, uzun vadede kamu maliyesinin sürdürülebilirliğini sağlayacak nitelikteki önemli yapısal reformları yerine getirmesi halinde orta vadedeki hedeflerinden geçici olarak sapmasına imkân veriliyor.

Bu istisnaya ilişkin bölüme ise, İtalya hükümeti ayrıca “büyüme-dostu” kelimesine ekleyerek bütçe zorunluluklarını esneklik getirmek istiyor. Bu hedef doğrultusunda, örneğin dijital altyapının gelişmesine yönelik yapılan yatırımların İstikrar ve Büyüme Paktı kapsamında bir harcama olarak değerlendirilmemesi gerektiğini savunuyor. Bu önerileri çok tepki alınması üzerine, konuya ilişkin tartışmaların Eylül ayında Milano’da düzenlenecek Ekonomi ve Maliye Bakanları Zirvesi devam edecek.

AVRUPA SIĞINMA DESTEK OFİSİ 2013 YILI RAPORUNU AÇIKLADI

Avrupa Sığınma Destek Ofisi (EASO) 7 Temmuz 2014 tarihinde 2013 Yılı Avrupa Birliği İltica Durumu Yıllık Raporu’nu açıkladı. Rapor, AB’ye gelen uluslararası koruma taleplerinin yanı sıra, başvuru ve karar verilerini incelemek ve uluslararası koruma talebinde bulunanların en önemli kaynak ülkelerine ilişkin araştırmalarda bulunmak suretiyle AB’de iltica durumuna kapsamlı bir bakış sunmayı amaçlıyor.

EASO Raporu, 2013 yılında AB’ye uluslararası koruma başvurularının bu alanda verilerin toplanmaya başladığı tarih olan 2008 yılından bu yana rekor düzeye ulaştığını ortaya koydu. Rapora göre, AB’ye yapılan uluslararası koruma talebi başvuruları 2013 yılında bir önceki yıla göre yüzde 30 düzeyinde artarak 435 bin 760 kişiye ulaştı. Vatandaşları en fazla sığınma talebinde bulunan ülkeler Suriye, Rusya Federasyonu ve Batı Balkan ülkeleri (Arnavutluk, Bosna-Hersek, Karadağ, Kosova, Makedonya ve Sırbistan) olurken, en fazla sığınmacı kabul eden AB üye devletleri ise Almanya, Fransa, İsveç, Birleşik Krallık ve İtalya oldu.

Rapora göre, 2013 yılında AB genelinde ortalama kabul oranı yüzde 34,4 olarak kaydedilirken, 49 bin 710 kişiye mülteci statüsü; 45 bin 535 kişiye ikincil koruma; 17 bin 665 kişiye ise insani koruma verildi. Raporda, Suriye ve Eritre vatandaşlarının yanı sıra uyruksuz kişilerin en yüksek kabul oranına sahip olduğu belirtildi. Raporda, 2013 yılı sonunda AB’ye sığınma başvurusunda bulunan 352 binden fazla kişinin sığınma talebi başvuruları için cevap beklediği belirtildi. Buna bağlı olarak, beklemede olan başvuruların sayısında bir önceki yıla kıyasla yüzde 33 oranında artış kaydedildiği belirtildi.

Raporda, uluslararası koruma başvurularında bir önceki yıla kıyasla yüzde 109 oranında bir artış kaydedilen Suriye’nin AB’ye sığınma talebinde bulunanların başlıca kaynak ülkesi olduğu ifade edildi. Rapora göre, Suriye vatandaşlarının sayısı 2013 yılında bir önceki yıldakinin iki katına çıktı ve 50 bin 495’e ulaştı. En önemli ikinci kaynak ülke konumundaki Rusya’dan gelen sığınma taleplerinde ise 2013 yılında bir önceki yıla kıyasla yüzde 71 oranında artış kaydedildi ve başvuru sayısı 41 bin 285’e ulaştı. Rusya kaynaklı başvuruların çoğu Kuzey Kafkasya’dan Polonya ve Almanya’ya yapıldı.

Rapora göre, Batı Balkan ülkelerinden gelen uluslararası koruma talepleri de 2013 yılında, 2012 yılına kıyasla yüzde 36 oranında artarak 72 bin 840’a ulaştı. Batı Balkan ülkelerinden gelen başvurular, AB üye devletlerine yapılan başvuruların yüzde 17’sini oluşturmasına karşın, kabul oranı oldukça düşük seviyede kaldı ve bu başvuruların ancak yüzde 3,8’i kabul edildi.

Raporda, sığınma alanında AB’nin ve Üye Devletlerin ulusal politikalarındaki yasal değişiklikler ve son gelişmeler de değerlendirildi. Bu kapsamda, 2013 yılı Haziran ayında Kabul Koşulları Yönergesi, Sığınma Prosedürleri Yönergesi, Dublin Tüzüğü ve Eurodac Tüzüğü’nün gözden geçirilmiş versiyonlarının da dâhil olduğu AB sığınma müktesebat paketi kabul edildi.

Rapora göre, yeni paket kapsamındaki en önemli konular arasında yeniden düzenlenen Dublin Tüzüğü’nün 33’üncü Maddesi uyarınca EASO’yu herhangi bir Üye Devletin sığınma sistemine baskı gelmesi riski veya iltica sisteminin işleyişine ilişkin bir problemin söz konusu olması halinde Komisyon’a gerekli bilgiyi vermekle ve söz konusu Üye Devlet tarafından kabul edilen önleyici eylemlerin ve kriz müdahale eylemlerinin incelenmesi ile görevli kılan bir Erken Uyarı, Hazırlık ve Krize Müdahale Mekanizması oluşturulması yer alıyor.

EASO 2013 yılında ayrıca Yunanistan, Bulgaristan ve İtalya’ya operasyonel destek sağladı ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile bir Özel Destek Planı imzaladı.
EASO raporuna http://easo.europa.eu/wp-content/uploads/EASO-AR-final.pdf internet adresinden ulaşılabilir.

JEAN-CLAUDE JUNCKER AP TARAFINDAN KOMİSYON BAŞKANLIĞINA SEÇİLDİ

AP’de 15 Temmuz 2014 tarihinde yapılan gizli oylamada, AB’nin yürütme organı olan Avrupa Komisyonu Başkanlığı’na Jean-Claude Juncker seçildi. Bilindiği üzere, yeni Komisyon Başkanı Juncker 22-25 Mayıs 2014 tarihlerinde yapılan AP seçimlerinde en yüksek oyu alan EPP’nin Komisyon Başkan adayı olarak gösterilmiş; ardından Komisyon başkanlık yarışı iki ay boyunca Juncker’in adaylığı üzerindeki tartışmalara odaklanmıştı.

27 Haziran 2014 tarihinde yapılan AB Liderler Zirvesi’nde Juncker, AB Konseyi tarafından resmen Komisyon Başkanı adayı olarak gösterilmişti. Başka bir deyişle AB Konseyi, 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması hükümleri uyarınca, AB tarihinde ilk kez Parlamento seçim sonuçlarını esas almış ve en yüksek oy oranına sahip parti adayı Jean-Claude Juncker’i, İngiltere ve Macaristan’ın itirazlarına rağmen, Komisyon Başkanı adayı olarak ilan etmişti. Son olarak AP’de yapılan oylama ile Parlamento, Komisyon Başkanı’nın seçilmesinde AB tarihinde ilk kez onay makamı olmanın ötesinde bir rol üstlendi ve doğrudan başkanın seçilmesinde söz sahibi oldu.

Bu çerçevede Juncker’in Komisyon Başkanı olarak seçilmesi, bazı kesimler tarafından “Avrupa demokrasisinin zaferi” olarak ilan edildi. Yeni Komisyon Başkanı Juncker ve AP Başkanı Martin Schulz, Komisyon Başkanlık seçimlerini “Avrupa demokrasisinin ilk gerçek sınavı” olarak değerlendirdiler. Schulz, Juncker’in başkanlığını “ilk kez Avrupa seçim sonuçlarının esas alınarak belirlenmesi” sebebiyle “tarihi” olarak nitelendirdi. Schulz ayrıca, Avrupa vatandaşlarının Komisyon başkanlık seçiminde doğrudan söz sahibi olduğu bu sürecin (Spintzenkandidat process) Avrupa’da parlamenter yönetimi (parliamentarism) güçlendireceğini savundu ve “Parlamento seçimleri ile Komisyon Başkanlık seçimleri arasında kurulan doğrudan bağ AB’yi değiştirecek” dedi. Juncker ise kendisinin Komisyon Başkanı olarak seçilmesini Avrupa vatandaşlarının siyasi iradesinin bir tecellisi olarak değerlendirdi ve “Avrupa demokrasisi konuştu” yorumunda bulundu. Görevine 1 Kasım 2014 tarihinde başlayacak ve bu görevi 5 yıl yürütecek olan Juncker, atanabilmesi için gerekli olan 376 rakamını aşarak, 751 vekilin 422’sinin oyunu aldı.

Parlamento seçimlerinde en yüksek oyu alan EPP mensubu olan Juncker, kendi partisi ile birlikte en yüksek ikinci oyu alan Sosyalistler ve Demokratlar (S&D) grubu, Avrupa İçin Liberaller ve Demokratlar İttifakı (ALDE) ve sınırlı sayıda Yeşiller grubu vekilinin desteği ile Komisyon Başkanlığı’na seçildi. Juncker’in başkanlığının AP’de siyasi parti grupları tarafından beklenenden fazla destek bulması, AB’nin ihtiyaç duyduğu istikrar ve meşruiyetin sağlanması açısından büyük önem taşıyor. Mevcut Komisyon Başkanı José Manuel Barroso, 2009 yılında 382 oy ile bu göreve atanmıştı. Parlamentodaki oylamada 729 olarak belirtilen geçerli oylardan Juncker’in Komisyon başkanlığına karşı ret oyu kullanan vekil sayısı 250 olurken, çekimser kalanların sayısı ise 47.  

JEAN-CLAUDE JUNCKER ÖNCELİKLERİNİ AÇIKLADI

AP Genel Kurulu’nda düzenlenen oylamada, 422 oyla Avrupa Komisyonu başkanlığı onaylanan Jean-Claude Juncker, oylama öncesinde Genel Kurul’da yaptığı konuşmada görev süresi boyunca üzerinde çalışacağı önceliklerini açıkladı. Yeni bir Avrupa vizyonu hedefleyen Juncker, bu doğrultuda “İstihdam, Büyüme, Adalet ve Demokratik Değişim” başlıklı bir ajanda hazırlayarak, 10 temel öncelik alanını belirledi.

Hedefinin, görev sürecince belirlenen 10 temel alanda, sonuç odaklı çalışmalar yapmak olduğunu ifade eden Juncker, göreve geldikten sonraki en kilit görevinin kriz sonrası dönemde Avrupa’da tekrar köprülerin kurulması olduğunu dile getirdi.

Juncker’ın ajandasında yer alan öncelikler ise şöyle:

İstihdam, büyüme ve yatırımın desteklenmesi: Kamu fonun daha etkin bir biçimde kullanılarak özel yatırımların reel ekonomiye olan faydalarının artırılması; daha akıllı yatırımların teşvik edilmesinin yanı sıra basitleştirilmiş düzenlemelerin geliştirilmesi; bu sayede, üç yıl içerisinde reel ekonomiye 300 milyar avro değerinde ek kamu ve özel yatırımların yapılması.

Ortak Dijital Pazar: Ortak bir Dijital Pazar’ın oluşturularak, Avrupa genelinde 250 milyar avro değerinde bir ekonomik büyüme sağlanması; özellikle genç iş arayanlara yönelik yeni iş imkanlarının oluşturulması ve bilgi temelli bir toplum yaratılması.

İleriye dönük İklim Değişikliği Politikası ile dirençli bir Enerji Birliği’nin oluşturulması: Avrupa’nın enerji politikasının reformlar aracılığı ile yeniden organize edilerek yeni bir Enerji Birliği’nin oluşturulması; AB Üye Devletlerinin kaynak ve becerilerinin bir araya getirilmesi ve altyapıların birleştirilmesi ile AB’nin üçüncü ülkelerle olan pazarlık etme gücünün artırılması; AB Üye Devletlerinin yüksek enerji bağımlılığının azaltılması.

Daha derin ve adil bir İç Pazar’ın oluşturulması ve sanayi temelinin sağlamlaştırılması:  Hizmet sektörünün yanı sıra sanayi temelinin tekrardan sağlamlaştırılarak Avrupa genelinde ekonomik büyümenin teşvik edilmesi; ekonominin finansmanı için gerekli olan sermaye piyasalarının uyumlaştırılarak entegre edilmesi.

Daha derin ve adil bir Ekonomik ve Parasal Birliğin yapılandırılması: Yasamaya ilişkin olan ve olmayan girişimlerle Ekonomik ve Parasal Birliğin derinleştirilmesi; Avro Alanı’nda yer alan AB Üye Devletlerinin yasadıkları zorlukların çözümüne yönelik çalışmaların yürütülmesi; troykanın daha demokratik ve meşru bir yapıya kavuşturulması.

ABD ile daha dengeli ve makul bir STA’nın imzalanması: ABD ile sürdürülmekte olan ticaret anlaşmalarına ilişkin müzakerelerin daha dengeli ve makul olarak sürdürülmesi; serbest ticaretin sağlanabilmesi için Avrupa’nın güvenlik, sağlık, sosyal ve veri koruma standartlarında ödün vermemek için gerekli önlemlerin alınması. 

Ortak güvene dayalı bir Adalet ve Temel Haklar Alanı’nın yapılandırılması: Avrupa’nın sorumluluğunda olan sınır-ötesi suç ve terörizm alanlarında gerekli önlemlerin alınması; insan kaçakçılığı, kaçakçılık ve siber suçlar ile etkin mücadelenin sağlanması. 

Yeni bir Göç Politikası’nın oluşturulması: Göç Akdeniz’de son dönemde yaşanan endişe verici olayların tekrar yaşanmaması için göç konusunun daha özenli olarak ele alınması; AB genelinde dayanışmanın artırılarak insanı yardımların etkisinin ve etki alanının genişletilmesi; üçüncü ülkelerle işbirliğinin artırılarak düzensiz göçün önüne geçilmesi.

AB’nin daha güçlü bir Küresel Aktör haline gelmesi: Uluslararası düzeyde yumuşak güç (soft power) olarak nitelendirilen AB’nin savunma kapasitesinin artırılması ve kabul eden AB Üye Devletleri arasında bu alanda kalıcı bir işbirliğinin sağlanması.

AB’nin daha demokratik bir yapıya kavuşturulması: Daha önceki Komisyon başkanlıklarından farklı olarak, teknokratik bir başkanlık yerine daha demokratik bir başkanlık döneminin oluşturulması; AB Konseyi ile Avrupa Komisyonu arasındaki bağların, görüşmelerin sıklaştırılması yolu ile sağlamlaştırılması. 

AB KONSEYİ, TEK ÇÖZÜMLEME MEKANİZMASINI KURAN TÜZÜĞÜ KABUL ETTİ

AB Konseyi, mali durumu kötü olan bankalara yönelik Tek Çözümleme Mekanizmasının (Single Resolution Mechanism – SRM) oluşturulmasını sağlayan tüzüğü 14 Temmuz 2014 tarihinde kabul etti. Mekanizma, merkezi bir karar alma kurulu ve Tek Çözümleme Fonundan (Single Resolution Fund – SRF) oluşuyor. Tek Çözümleme Mekanizmasının kurulması, bankaların kurtarılmasına yönelik kararların mekanizmaya katılan üye ülkeler tarafından koordineli ve etkili bir biçimde alınmasını sağlayacak.

Mali sorunlar yaşayan bankaların ilgili ülkelerde vergi mükelleflerinin desteğine ihtiyaç göstermeden kurtarılması amacını taşıyan bu mekanizma, geçtiğimiz Mayıs ayında kabul edilen direktif doğrultusunda, banka ortaklarına ve kreditörlere sistematik bir şekilde başvurulması ve bankalar tarafından tam mali destek sağlanan muhtemel bir çözümleme fonunu kapsıyor. İtalya Ekonomi ve Maliye Bakanı Pier Carlo Padoan, AB Bankacılık Birliğinin diğer önemli bir ayağını oluşturduklarını, bunun, tek pazarın güvence altına alınması ve küresel finansal krizden zarar gören AB vatandaşlarının refahının sağlanmasına katkıda bulunacağını belirtti.

Tek Çözümleme Mekanizmasıyla AB’nin ekonomik gelişmesine artan bir şekilde katkıda bulunacak olan AB bankacılık sektörünün mevzuat çerçevesini önemli derecede iyileştirildiğini ve bunun özel sektör risklerinin kamu bütçesine yüklenmeden gerçekleştirileceğini ifade etti. Tek Çözümleme Mekanizması, geçen yıl Kasım ayında yürürlüğe giren Tek Denetim Mekanizması (Single Supervisory Mechanism – SSM) ile birlikte AB bankacılık sektörünün temel unsurlarından birini oluşturacak. Tek Denetim Mekanizması, Avro Alanı’ndaki ve katılmayı kabul eden diğer üye ülkelerdeki bankaları kapsayacak.

Tek Çözümleme Mekanizmasına ilişkin tüzükle kurulan Tek Çözümleme Kurulunun (Single Resolution Board), bankaların yeniden yapılandırılmasında geniş yetkileri olacak. Denetim görevini üstlenen AMB tarafından bir bankanın ödeme güçlüğü içine girmesi ya da bankanın kendisinin önceden AMB’yi bilgilendirmesi üzerine AMB tarafından yapılacak birdirim ile mekanizmanın Yönetim Kurulu ilgili banka için bir çözümleme planı oluşturulacak. Bu plan ile çözümleme araçlarının uygulanması ve tek çözümleme fonunun kullanılmasına ilişkin aşamaları belirlenecek.

Çözümleme planı, AB Konseyi tarafından itiraz edilmediği takdirde Kurul tarafından kabul edilmesinden sonra 24 saat içinde yürürlüğe girecek. Yönetim Kurulu tarafından kabulünden sonra 12 saat içinde Avrupa Komisyonu tarafından çözümleme planına, kamu yararına olmaması sebebiyle ya da çözümlemede öngörülen fonun tutarına itiraz edebilir. Çözümleme fonu sekiz yıllık bir dönem için kurulacak ve bütün katılan üye ülkelerde izin verilen kredi kurumlarının garanti altına alınmış mevduatlarının en az yüzde 1’ine ulaşmayı hedefleyecek.

Söz konusu tutarın 55 milyar avroya ulaşması bekleniyor. Her bankanın katkısı, yükümlülükleri oranında hesaplanacak. 21 Mayıs 2014 tarihinde SSM ve SRM’ye katılan üye ülkeler fonun transferi ve tek çözümleme fonuna karşılıklı katkılara ilişkin bir hükümetlere arası anlaşma imzalamışlardı. Bu anlaşma uyarınca ulusal bankalar tarafından yapılan katkılar fona aktarılacak. Bu fon, önceleri, ulusal bölümlerden oluşacak. Bu bölümler 8 yıllık geçiş döneminde birleştirilecek.

Çözümleme fonunun ilk aşamasında ulusal kaynaklardan, banka kaldıraçları ya da Avrupa İstikrar Mekanizması ile desteklenen köprü finansmanı sağlanacak. Çözümleme fonunun ulusal bölümleri arasında da geçici transferler yapılabilecek. Tek çözümleme mekanizmasının uygulanmasının ise şu şekilde olması öngörüldü: Çözümlemenin planlanması, bilgi toplanması ulusal çözümleme kurumları arasında işbirliğine ilişkin hükümler 1 Ocak 2015’ten itibaren uygulanacak. Planlama, erken müdahale, çözümleme eylemleri ve çözümleme araçlarına ilişkin hükümler, 1 Ocak 2016 tarihinden itibaren uygulanacak. Hükümetlerarası anlaşma, üye ülkelerin onaylanmasından itibaren yürürlüğe girecek. 

E-Bülten Kayıt

İKV KURUCU VE MÜTTEVELLİ KURUMLARI

© 2017 İKV Bütün Hakları Saklıdır.
Designed By: OrBiT