Buradasınız: » ANA SAYFA » AVRUPA BİRLİĞİ » AB DÖNEM BAŞKANLIĞI » ESKİ AB DÖNEM BAŞKANLIKLARI

ESKİ AB DÖNEM BAŞKANLIKLARI

Başlıklara tıklayarak içerikleri görüntüleyebilirsiniz.

Temmuz-Aralık 2016: Slovakya

SLOVAKYA AB KONSEYİ DÖNEM BAŞKANLIĞI’NI DEVRALDI

1 Temmuz 2016 tarihinde Slovakya, AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nı Hollanda’dan devraldı. 2004 yılında AB üyesi olan, 2007 yılında Schengen Bölgesi’ne entegre olan ve 2009 yılında ise Avro Alanı’na dâhil olan Slovakya, ilk kez AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nı yürütme görevini üstleniyor.

Slovakya’nın AB Konseyi Dönem Başkanlığı önceliklileri ise şu şekilde:

• Ekonomik anlamda güçlü bir Avrupa

• Modern Tek Pazar

• Sürdürülebilir Göç ve Sığınma Politikası

• Küresel aktör olarak Avrupa

Slovakya’nın AB Konseyi Dönem Başkanlığı süresince öncelikli çalışma alanlarından birinin, AB’nin, dünya çapında rekabet gücünü artırması için Ekonomik ve Parasal Birliğin derinleştirilmesine yönelik atacağı adımlar olması bekleniyor. Bu dönemde AB’nin sürdürülebilir ekonomik büyümeyi desteklemek ve yeni istihdam imkânlarını yaratmak için yatırımları teşvik edici girişimlere ağırlık vermesi öngörülüyor. Öte yandan, 2017 yılının bütçesine ilişkin görüşmeler ve Sermaye Piyasaları Birliği konusu da Slovakya’nın ekonomi gündemini oluşturuyor.

AB Tek Pazarı’nın bir başarı hikâyesi olmasına rağmen, söz konusu pazarın işleyişine ilişkin önemli sorunların olduğu biliniyor. Bu bağlamda, Slovak hükümeti, AB’nin Dijital Tek Pazar oluşturma hedefi doğrultusunda, dijital ekonominin önündeki engellerin kaldırılmasına, e-hizmetlerin yaygınlaştırılmasına, pazara erişimin kolaylaştırılmasına, tüketicilerin korunması ve güçlendirilmesine yönelik çalışmalara ağırlık vereceğini açıkladı. Tek Pazar çerçevesinde ayrıca Enerji Birliği’nin oluşturulması da öncelikler arasında yer alıyor. Enerji Birliği ile enerji arz güvenliğinin ve AB’nin bu alandaki rekabet gücünün artırılması amaçlanıyor.

Günümüzde Türkiye ve AB arasındaki ilişkilerde önemli bir konuma sahip göç konusuna ilişkin olarak, Slovakya’nın AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nda, AB’nin dış sınırlarının korunması çalışmalarının yürütülmesi öngörülüyor. Nitekim, sınır güvenliğini artıran ve aynı zamanda yeni ve modern teknolojilerin kullanımıyla Schengen ülkelerine giriş prosedürlerini kolaylaştıran ve hızlandıran “Akıllı Sınırlar Paketi”nin hayata geçirilmesi gündemde olacak.

Üçüncü ülkeler ile dış ilişkilerin geliştirilmesi önceliği etrafında AB’nin küresel aktör konumunun güçlendirilmesi hedefleniyor. Bu kapsamda, özellikle başta AB için kilit ekonomik ortakları olmak üzere üçüncü ülkeler ile ticari ilişkilerin geliştirilmesi öncelikler arasında yer alıyor.
Slovak hükümeti komşu bölgelerde istikrar, refah ve demokrasi değerlerinin yaygınlaştırılmasına yönelik çabalarına devam edeceğini açıkladı. Bu amaca yönelik genişleme politikasının oynadığı önemli rolün altı çiziliyor.

Britanya’da yapılan AB referandumunda ayrılık kararının çıkmasının ardından Slovakya, kritik bir dönemde görevi üstleniyor. Bu sürecin iyi yönetilmesi, Slovakya açısından önemli bir sınav olacak. Bu bağlamda, 16 Eylül 2016 tarihinde Bratislava’da düzenlenecek gayri resmi AB Zirvesi’nde İngiltere’nin AB’den çıkması durumu çerçevesinde AB’nin geleceği ele alınacak.

Slovakya’nın AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nın resmi sitesine buradan ulaşılabilir.
 

 

Ocak- Haziran 2016: Hollanda

1 Ocak 2016 tarihinde Hollanda, AB Dönem Başkanlığını Lüksemburg’dan devraldı. On ikinci kez dönem başkanlığını üstlenecek olan Hollanda’nın altı ay süreyle, Liderler Zirverleri ve AB Dışişleri Konseyi haricinde bütün Konsey toplantılarını yönetmesi ve Konsey gündemini belirlemesi öngörülüyor. Hollanda Dönem Başkanlığı, on sekiz ay sürecek olan Hollanda, Slovakya, Malta “Üçlü Programı”nın (Trio) ilk ayağını oluşturuyor. AB’nin bir anlamda önümüzdeki 18 aylık süreçteki gündemini yansıtan Hollanda, Slovakya Malta Üçlü Programı’nın (Trio) temel önceliklerini büyüme ve rekabet edebilirlik; istihdam; Enerji Birliği; özgürlük, güvenlik ve adalet; AB’nin küresel aktör olarak rolünün geliştirilmesi; vatandaşların salahiyeti ve güvenliği oluşturuyor.

Hollanda Dönem Başkanlığı’nın Öncelikleri

Avrupa entegrasyon projesinin temelini oluşturan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nun kurucuları arasında yer alan Hollanda, AB’nin kurumsal tarihi boyunca, Birliğin hukuki temellerini oluşturan toplantılara ev sahipliği yaptı. 2016’nın Ocak ayında başlayan Dönem Başkanlığı boyunca da Hollanda, AB’nin temellerine vurgu yapmayı ve bu temellerin değerini ön plana çıkarmayı amaçlıyor.

Büyüme ve istihdam ile AB vatandaşlığını vurgulamak ve vatandaşların karar alma süreçlerine etkisini artırmak amacıyla sivil toplumun AB sistemine daha etkin şekilde dahil edilmesi, Hollanda Dönem Başkanlığı’nda büyük ölçüde gündemde olacak. Hollanda’nın dört önceliğini, Schengen sisteminin tartışmaya açıldığı bir dönemde:

  • Göç ve uluslararası güvenlik;
  • Büyüme ve istihdam için inovasyon;
  • İleriye dönük enerji ve iklim politikaları
  • Güçlü bir ekonomi birliği oluşturuyor.

Bu önceliklerin gündemde olduğu, müzakere ve istişare edileceği pek çok AB düzeyinde etkinliğin Brüksel ile birlikte, Amsterdam ve Lahey’de gerçekleşmesi planlandı. Hollanda Dönem Başkanlığı’nda bakanlar düzeyinde gerçekleşecek toplantıların bir bölümünün Amsterdam Denizcilik Müzesi’nde, diğer yetkililerin toplantılarının tarihi Amsterdam Limanında gerçekleşmesi bekleniyor. Sivil toplumun Dönem Başkanlığı sürecine katılımının artırılabilmesine yönelik olarak ise, Başkanlık yerleşkesinde bir ziyaretçi merkezi oluşturuldu.

 

Temmuz-Aralık 2015: Lüksemburg

10 yıl aradan sonra Lüksemburg, 1 Temmuz 2015 tarihinde AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nı devraldı. Altı aylık dönem başkanlığı, yeni bir kurumsal denge oluşturan Lizbon Antlaşması sonrasında bu ülkenin ilk dönem başkanlığı olacak. Ayrıca Lüksemburg, İtalya ve Letonya’nın ardından, üçlü Başkanlık sisteminin de sonuncusunu oluşturuyor.

DÖNEM BAŞKANLIĞI ÖNCELİKLERİ

Lüksemburg Dönem Başkanlığı’nın ana ilkeleri şu şekilde belirlenmiş durumda:

  • Vatandaşların sesine kulak veren;
  • İşletmeleri destekleyen;
  • Avrupa’nın çıkarları doğrultusunda ortaklar ve kurumlarla işbirliğinde içinde çalışan bir Dönem Başkanlığı.

Avrupa Komisyonu’nun teklifi üzerine Daha İyi Hukuki Düzenlemeler (Better Regulations) için kurumlararası anlaşmanın güncellenmesi vatandaş çıkarlarının ve ihtiyaçlarının dikkate alınarak mevzuatın güvencesini verilmesi gereken kurumlar arası işbirliğinin daha iyi olmasına imkân sağlanması öngörülüyor. Bu amaçla Lüksemburg Dönem Başkanlığı, bu anlaşma için müzakereleri ileri seviyeye taşımanın yollarını aramayı hedefliyor.

Lüksemburg Dönem Başkanlığı’nın programı, 26-27 Haziran 2014 tarihlerinde AB Konseyi tarafından sonraki 5 yıl için AB’nin temel önceliklerini ortaya koyan Stratejik Plan çerçevesinde belirlendi. Söz konusu plan, Komisyon Başkanı’nın Yönlendirici İlkeleri, Komisyonun yıllık çalışma planı ve İtalya-Letonya-Lüksemburg’dan oluşan Üçlü Başkanlığın çalışmaları göz önünde bulundurularak oluşturuldu.

Lüksemburg Dönem Başkanlığı’nın öncelikleri ise yedi temel başlıkta sınıflandırılıyor:

  • Büyüme ve istihdamı artırmak için yatırımı teşvik etmek;
  • AB sosyal boyutunun derinleştirilmesi;
  • Göçü yönetmek, özgürlük, yargı ve güvenlik alanlarını birleştirmek;
  • Dijital Pazar boyutuna odaklanarak ortak pazarı gözden geçirmek;
  • Avrupa’nın rekabet gücünü küresel ve şeffaf bir çerçeveye oturtmak;
  • Sürdürülebilir kalkınmayı teşvik etmek;
  • Dünyada AB’nin konumunu güçlendirmek.

LÜKSEMBURG DÖNEM BAŞKANLIĞI VE TÜRKİYE

Lüksemburg Dönem Başkanlığı, Türkiye’nin müzakere sürecini diğer aday ülkelerle beraber ele alırken Dönem Başkanlığı programında, Türkiye, Karadağ ve Sırbistan ile müzakerelerde gerekli şartlar yerine getirilmesi halinde yeni fasılların açılabileceği dile getiriliyor.

Lüksemburg, Türkiye’nin üyeliğine sıcak bakan ülkeler arasında bulunuyor. 2013’te Lüksemburg tarafından Türkiye’ye gerçekleştirilen ziyarette Grandük Henri, ikili ilişkilerin geliştirilmesi ve Türkiye-AB katılım müzakerelerinde de daha ileri bir aşamaya geçilmesi için destek verdiklerini açıklamıştı. Yine 2014’te de Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn, Türkiye’nin adaylık sürecini desteklerini, 2015 Dönem Başkanlığı’nda bunun için gerekli adımları atacaklarının altını çizmişti. Kasım 2014’te Lüksemburg Dışişleri Bakanı Jean Asselborn’un verdiği bir demeçte ise, Lüksemburg hükümetinin geçmiş yıllarda Türkiye ile üç faslın açılmasını denediğini açıklamıştı. Asselborn, net bir dille Lüksemburg Dönem Başkanlığı sırasında Türkiye ile yeni fasılların açılması için girişimlerde bulunacaklarını açıklamıştı. Dönem Başkanlığı süresince Türkiye’nin göç yönetimi ve enerji alanlarındaki rolü dışında, yaşanan ekonomik kriz sürecindeki rolünün de konuşulması muhtemel görünüyor.

 Lüksemburg AB Dönem Başkanlığı'nın ana teması, öncelikleri ve Türkiye’nin üyelik müzakerelerine ilişkin bakış açısını mercek altına alan ve  İKV Uzman Yardımcısı Deniz Servantie tarafından hazırlanan “Lüksemburg AB Dönem Başkanlığını Devraldı” başlıklı Değerlendirme Notu'na buradan ulaşılabilir.

Temmuz-Aralık 2014: İtalya

İtalya, 1 Temmuz 2014 tarihinde Yunanistan’dan devralarak, 12’nci kez dönem başkanlığı görevini üstlendi.  İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın öncelikleri; ekonomik ve mali krizin üstesinden gelerek ekonomik büyümenin canlandırılması ve yeni istihdam imkânlarının yaratılması; vatandaşların temel haklarının güçlendirilmesi ve Avrupa’nın hızla değişen uluslararası ortama ayak uydurmasının sağlanması olarak belirlendi.

İstihdam ve ekonomik büyüme

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda, AB temel politikalarının merkezinde büyüme ve istihdamı tutarak, üye ülkelerinde yapısal reformları teşvik edecek ekonomik çerçevenin oluşturulması hedefleniyor. Bu girişimler kapsamında, “Avrupa Rönesans” ile Avrupa, sanayinin önemini yeniden keşfedilmesi için KOBİ’lerin gelişmeleri ve iş yapma ortamının iyileştirilmesi konuları öncelik teşkil ediyor. Bu dönemde, enerji ve iklim politikalarına da büyük önem verileceği anlaşılıyor. Enerji alanında örneğin, AB’nin enerjide tedarik yollarının çeşitlendirilmesi ve enerji güvenliğinin sağlanmasına yönelik önlemler alınması öngörülüyor. İtalya, bu kapsamda Ekim 2014’te düzenlenecek AB Zirvesi’nde iklim ve enerji alanlarında yeni bir anlaşmaya varılması için çalışacağını açıkladı.

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın diğer öncelikleri arasında Avrupa Ekonomik ve Parasal Birliği’nin güçlendirilmesi ve derinleştirilmesi; eğitim ve öğretim sistemlerinin iş pazarına entegrasyonun kolaylaştırılması ve başta Horizon 2020 Programı ile Avrupa Yapısal ve Yatırım fonları aracılığıyla araştırma ve yenilikçiliğin teşvik edilmesi yer alıyor. İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda dijital tek pazarının tamamlanması için çalışmalarının hızlandırılması öngörülüyor. Bu önlemler ile birlikte, Avrupa 2020 Stratejisi’ni yeniden canlandırarak, akılı, sürdürülebilir ve kapsayıcı büyümeye destek verilmesi hedefleniyor. Bu bağlamda, İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın süresince söz konusu stratejinin etkinliğini artırmak amacıyla açık bir forumun düzenlenmesi planlandığı açıklandı.

Avrupa vatandaşlarıyla yakınlaşma: demokrasi, haklar ve özgürlük

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı esnasında, AB kurumlarında yer alan temsilcilerin görev değişiminde önemli gelişmelere sahne olması söz konusu. Bunlar sırasıyla; yeni seçilen Avrupa Parlamentosu’nun Temmuz ayında, Avrupa Komisyonu’nun yeni üyelerinin ve AB’nin yeni Yüksek Temsilcisi’nin ise Kasım ayında göreve başlamaları ve AB Zirvesi’nin liderliğinin 1 Aralık 2014 tarihinden itibaren yeni bir Başkan tarafından devralınmasıdır. Bu Dönem Başkanlığı’nda, İtalya, söz konusu geçiş döneminin kolaylaştırılması için büyük özen göstereceği düşünülüyor. Bu dönemde, AB’de yönetişim sürecinde de iyileştirme yolları aranacağı açıklandı. Bu kapsamda daha çok demokrasi, hesap verebilirlik, şeffaflık sağlanmasıyla, AB kurumlarının AB vatandaşlarıyla daha çok yakınlaştırılması amaçlanıyor.

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda özellikle temel hakların korunması ve bu kapsamda kişisel verilerin korunmasına yönelik yürütülen çalışmalarda ilerleme kaydedilmesi ümit ediliyor. Bunun yanı sıra, kadın-erkek eşitliğinin sağlanması ve ayrımcılık yapmama ilkesinin uygulanmasına yönelik önlemlerin alınmaya devam edileceği açıklandı.

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda göç ile sığınma politikalarda AB’nin daha aktif bir rol üstlenmesi hususuna önem veriliyor. Bu bağlamda, AB nezdinde bir göç politikasının oluşturulması hedefleniliyor. Bu kapsamda öngörülen çalışmalar arasında örneğin Avrupa’da daha entegre sınır kontrol sisteminin geliştirilmesi yer alıyor.

AB’nin dış politikasında yeni bir ivme

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda Güney Akdeniz bölgesinin AB’nin Dış Politikası çerçevesinde daha ön plana çıkartılmak istendiği anlaşılıyor. AB’nin özellikle Kuzey Afrika ve Orta Doğu bölgelerinde yaşanan geçiş dönemine destek verilmesi öngörülüyor.

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı, komşuluk politikası çerçevesinde Gürcistan, Moldova ve Ukrayna ile imzalanan Ortaklık Anlaşmaları’nın uygulamaya koyulmasına öncelik tanıyacağını belirtti. Bununla birlikte, İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda stratejik önem taşıyan genişleme politikası kapsamında ise Batı Balkanlar ile katılım müzakerelerin desteklenmesi ve Türkiye ile olan müzakerelerin yeninden canlandırılması konuları öncelikler arasında yer alıyor.

AB’nin dış ticaret politikası kapsamında ise, AB’nin stratejik ortakları ve gelişmekte olan ekonomiler ile ikili ticaret ve yatırım müzakerelerinin tamamlanmasına yönelik çalışmaların devam etmesi söz konusu. Asya ülkeleri ile yürütülen serbest ticaret anlaşmaları ve ABD ile yürütülen Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı müzakerelerinin desteklenmesi öncelik teşkil ediyor.

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nda ayrıca, siber suç ile daha etkin mücadele edilmesi, AB Denizcilik Güvenlik Stratejisi’nin uygulanması, 2015 sonrası Kalkınma Gündemi için ortak bir pozisyon hazırlanması gibi önceliklere de yer veriliyor.

İtalya’nın AB Dönem Başkanlığı’nın resmi sitesine http://italia2014.eu/en adreslerinden ulaşılabilir.

Ocak-Haziran 2014: Yunanistan

Yıllardır ekonomik ve finansal krizle mücadele eden ve dış yardımla ayakta durmaya çalışan Yunanistan, Avrupa Birliği (AB) Dönem Başkanlığı’nı 1 Ocak 2014 tarihinde Litvanya’dan devraldı. AB üyelik sürecinde beşinci kez AB Dönem Başkanlığı’nı yürütecek olan Yunanistan’ın 30 Haziran 2014 tarihinde dönem başkanlığını İtalya’ya devredecek olmasıyla da, 1 Ocak 2013 tarihinde İrlanda ile başlayan, Litvanya ve Yunanistan’ın da dâhil olduğu “Üçlü Program” (Trio) sona ermiş oldu.

Bilindiği üzere, “Üçlü Program” (Trio) ilk olarak Aralık 2011 tarihinde başlatıldı. Söz konusu program, üçlü dönem başkanlıkları çerçevesinde belirlenen ekonomik büyüme ve istikrar, iş imkânlarının artırılması ve kolaylaştırılması, Tek Pazar’ın derinleştirilmesi ve mali istikrar reformlarının artırılması gibi önceliklerin gerçekleştirilmesi bakımından başkanlık eden AB Üye Devletleri’ne ciddi sorumluluklar getirmekte. Öte yandan, Mayıs 2014 tarihinde yapılacak olan Avrupa Parlamentosu seçimlerinin Yunanistan’ın dönem başkanlığı dönemine denk gelmesi de “Üçlü Program”ın (Trio) kalan altı aylık sürecini ve Yunanistan’ın başkanlık performansını daha da önemli kılmakta.

AB’nin önemli bir geçiş süreci yaşadığı bir dönemde AB Dönem Başkanlığı’nı üstlenen Yunanistan için bu görev, hiç şüphesiz 2009’dan bu yana ekonomik kriz ile mücadele eden AB’nin tekrar ayağa kalkması açısından hem çok önemli hem de zorlu olacak. Başladığı günden bugüne ciddi boyutlara ulaşan ekonomik kriz, finansal istikrarın sağlanması ve kamu maliyesinin sağlamlaştırılması için sınırlayıcı olarak nitelendirilebilecek mali politikaların uygulanmasını gündeme getirdi.

Ekonomik ve finansal krizin sebep olduğu iktisadi durgunluk ve artan işsizlik oranları, AB vatandaşlarının büyük bir kısmının AB kurumlarına olan güvenini sarsmakla beraber, bu kurumların etkin bir ekonomi politikası benimsemesi ve uygulaması bakımından kredibilitelerinin artmasına neden oldu. Bununla birlikte, krizden doğrudan etkilenen ülkelerin başında yer alan Yunanistan’da uygulanan katı mali politikalar sebebiyle ülkenin sosyal bütünlüğü de ciddi oranda zarar gördü. Bu gelişmeler ışığında AB Dönem Başkanlığı, Yunanistan’a ekonomik krizden ötürü zarar görmüş imajını düzeltmek ve inanırlılığını yeniden perçinlemek için büyük bir fırsat sunuyor.

Öte yandan, Birlik genelinde refahın ve istikrarın tekrar sağlanması için AB’nin, Ekonomik ve Parasal Birliğin derinleştirilmesi kapsamında ortak paranın korunması, piyasalardaki durgunluğun giderilmesi ve büyümenin teşvik edilmesi kapsamında işsizlikle mücadele için gerekli adımları atması büyük önem taşıyor. Söz konusu gereksinimler doğrultusunda, büyümeyi hedefleyen politikaların geliştirilmesi, işsizlikle mücadele, ekonomik ve sosyal uyumu destekleyici reformlar, Ekonomik ve Parasal Birliğin derinleştirilmesi ile birlikte genişleme politikaları, Yunanistan’ın dönem başkanlığı süresince irdeleyeceği temel konuların başında yer alıyor. Bunun yanı sıra, Mayıs ayında gerçekleşecek olan Avrupa Parlamentosu seçimleri de Yunanistan Dönem Başkanlığı’nın rotasını belirleyen bir diğer önemli faktör olarak belirtiliyor.

Söz konusu önceliklerin gerçekleştirilmesi için Yunanistan’ın ele alacağı konular şöyle sıralanabilir:

  • AB vatandaşlarının gündelik sorunlarının, endişelerinin ve güvensizliklerinin çözümüne yönelik politikaların ve girişimlerin desteklenmesi yoluyla Birlik genelinde kentsel ve topluluk sorumluluklarının geliştirilmesi; mali kalkınmanın desteklenmesi; istihdam, uyum ve güvenliğin sağlanması; AB’nin ortak değerler barındıran bir topluluk olarak korunması, güçlendirilmesi ve geliştirilmesi;
  • Avro Alanı’nda var olan eksiklikleri gidermeye yönelik politika ve eylemlerin geliştirilmesi yoluyla Ekonomik ve Parasal Birliğin derinleştirilmesi; parasal birliğin rücu edilemezliğinin sağlam ve sürdürülebilir bir temele dayalı olarak korunması; Avrupa bütünleşme projesinin kurucu taşlarından biri olan avronun korunması ve bu kapsamda yeni bankacılık birliğinin oluşturulması;
  • AB’nin demokratik meşruiyetinin ve mesuliyetinin, AB Üye Devletleri arasında bütünlüğün ve dayanışmanın sağlanması yoluyla desteklenmesi ve Avrupa demokrasisinin adım adım sağlamlaştırılması; vatandaşlık haklarının genişletilmesi.

Eylem planı çerçevesinde, Yunanistan’ın AB Dönem Başkanlığı programı önceliklerinin başında yer alan ekonomik büyümenin yanı sıra öne çıkan gündem başlıkları arasında sosyal adalet ile ilgili düzenlemeler ve kaçak göç ile mücadele konuları yer alıyor. Bununla birlikte, başta Yunanistan olmak üzere birçok AB Üye Devleti’nin de etkilendiği ekonomik ve finansal krizin bir yansıması olan bankalar sorununa ilişkin olarak, Yunanistan’ın, yeni denetleme mekanizmalarının geliştirilmesi ve uygulanması kapsamında oluşturulan Ortak Çözüm Mekanizması’nın kesinleşmesi için gereken adımları atması bekleniyor. Bu kapsamda Yunanistan, dönem başkanlığı programına bağlı olarak belirlediği eylem planı dört alanı kapsıyor. Bu alanlar:

  • Büyüme ve istihdam
  • AB-Avro Alanı entegrasyonunun daha ileri bir aşamaya götürülmesi
  • Göç ve sınır kontrolü
  • Denizcilik politikası olarak belirlendi.

Yunanistan’da 2014 yılında piyasalardaki durgunluğun sona ereceği ve ekonominin yeniden büyüme göstereceği tahminleri yapılırken, Yunanistan, altı ay süresince takip edeceği programı, “lüks olmayan, işlevsel ve hedef odaklı” olarak nitelendirdi. Ancak, Yunanistan’ın içinde bulunduğu ekonomik durum sebebiyle bazı AB Üye Devletlerinin, Yunanistan’ın dönem başkanlığı performansına şüphe ile yaklaştığı belirtiliyor. Yunanistan’ın son dönemdeki ekonomik performansıyla ilgili olarak açıklama yapan Yunanistan Başbakanı Antonis Samaras ise, “durgunluk kısır döngüsünü sona erdirdik. 2014’te yeni reformlar dalgası başlayacak. Yanlış ve haksızlıklar oldu ancak, bunları düzeltme imkânları mevcut” açıklamasında bulundu.

Son olarak, Yunanistan’ın daha önce AB’nin genişlemesi için destek vereceğini açıklamasına rağmen, genişleme politikalarının dönem başkanlığı öncelikleri arasında yer almaması gözlerden kaçmadı. Her ne kadar Yunanistan daha önce, Türkiye’nin AB ile üyelik müzakerelerinin devam ettirilmesi konusunda olumlu görüş beyan etse de, dönem başkanlığı süresince genişleme politikasını öncelikleri arasında sıralamadığı için, bu durumdan önümüzdeki altı aylık dönemde Türkiye’nin AB ile katılım sürecinin ne yönde etkileneceği belirsizliğini koruyor.

Yunanistan AB Dönem Başkanlığı resmi sitesine http://gr2014.eu/ adresinden ulaşılabilir.

Daha detaylı bilgiler için buraya lütfen tıklayınız.

Temmuz-Aralık 2013: Litvanya

Litvanya Avrupa Birliği (AB) Konseyi Dönem Başkanlığı’nı 1 Temmuz 2013 tarihinde İrlanda’dan devraldı. Litvanya’nın AB üyelik sürecindeki ilk AB dönem başkanlığını yürütecek olması önemli bir gelişme olarak nitelendirilebilir. Öte yandan ülkenin Dönem Başkanlığı’nı, Mayıs 2014 tarihinde yapılacak Avrupa Parlamento seçimleri tarihine yakın bir tarihte devralması da önümüzdeki altı aylık süreç için öngörülen öncelikleri ve ülke performansını önemli hale getiriyor.

Bunun ötesinde, 1 Ocak 2013 tarihinde İrlanda Dönem Başkanlığı ile başlayan ve Yunanistan’ın Dönem Başkanlığı’nın 30 Haziran 2014 tarihinde bitmesiyle sonlanacak olan “Üçlü Program” (Trio) Aralık 2011 tarihinde Brüksel’de başlatılmıştı. Program genel olarak üç dönem başkanlığına; AB’nin ekonomik büyümesinde, iş imkânlarının kolaylaştırılmasında, Tek Pazar’ın derinleştirilmesinde, mali istikrar reformlarının arttırılmasında ve Avrupa Ekonomik ve Parasal Birliği’nin güçlendirilmesinde önemli sorumluluklar yüklüyor. Bu bağlamda Litvanya bu programın ikinci durağı niteliğinde.

Bakıldığında ülkenin yeni dönem için öngördüğü planların, AB’nin önümüzdeki yıllarda şekillendirmesi planlanan konu başlıklarının pek çoğuna paralel olduğu görülmekte. Diğer taraftan, Rusya-AB ilişkilerini yakından ilgilendirecek bazı politika alanlarının da gündeme alınması söz konusu olabilecek. Örneğin enerji güvenliği, AB’nin Doğu ortaklarıyla olan ilişkileri ve sınır kontrollerinin geliştirilmesi gibi alanlarda öncelikler ön plana alınmakta. Litvanya’nın Cumhurbaşkanı Dalia Grybauskaite’nin 20 Haziran 2013 tarihindeki mesajında, Sovyetler Birliği etkisinden çoktan uzaklaşmış bir Litvanya örneği gösterilmiştir. Bu sürecin bir parçası olan özgürlük mücadelesinde ülkenin yaşadığı köklü değişimler, bugünlere nasıl gelindiğinin en büyük kanıtı olarak gösterilmiştir. Nitekim 1990 yılından itibaren başlayan değişim rüzgârları ülkeyi AB üyelik sürecine kadar götürmüştür.

Bilindiği gibi 2013 yılı AB vatandaşlığının 20’nci yılı olarak kutlanıyor. Bu yılın önemine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Grybauskaite, 2004 yılında gelen AB üyeliği statüsüyle, tüm Birlik vatandaşlarının ortak çıkarları için çalışacaklarına dair taahhütlerinin, altı aylık dönem başkanlığı süresinde de belirgin bir şekilde devam edeceğini belirtmiş; benzer bir açıklama Litvanya Dışişleri Bakanı Linas Antanas Linkevicius tarafından da dile getirilmiştir. Linkevicius, AB’nin geleceğine ilişkin reformların yanında AB vatandaşlarının çıkarlarının korunmasını önemsediklerini kaydetmiştir.

Litvanya Dönem Başkanlığı boyunca karşılaşılacak önemli gündem maddeleri arasında ayrıca AB’nin ekonomik krize karşı daha güçlü durabilmesi için geliştirmesi gereken çeşitli reformlar ve yasal düzenlemeler de öne çıkacak. Yeni dönem bütçenin onaylanması ve Tek Pazar’ın tamamlanması için hazırlanan eylem planlarının geliştirilmesi de dönem başkanlığının önemli öncelikleri arasında yer alıyor. Bu bağlamda, Litvanya Dönem Başkanlığı’nın öncelikli başlıkları daha;

  • Güvenilir
  • Büyüyen
  • Açık bir AB yaratma olarak açıklanmıştır.

Daha güvenilir bir AB için Litvanya’nın çalışmaları, AB’nin ekonomi politikasındaki güven ortamının sağlanmasına yönelik olacak. Bankacılık Birliği ve mali reformlara yönelik mevzuatın esas olarak incelenecek konular arasında olduğu vurgulanıyor. Ayrıca 2014 – 2020 bütçesinin onaylanması ön planda tutulacak.

Daha çok büyüyen bir AB için, Avrupa 2020 ve Avrupa Sömestri’ne ağırlık vererek, büyümenin ve işsizliğin azaltılmasında ana etkenlerinden biri olan Tek Pazar’ın derinleştirilmesine ve uyumlaştırılmasına ağırlık verilecek. Tek Pazar’ın tamamlanması ekonomik kriz ile mücadelesi kapsamında AB’nin önemli gündem maddeleri arasında yer alan Birinci Tek Pazar Eylem Planı’nın (Single Market Act I) hedeflerinin tamamlanması ve İkinci Eylem Planı (Single Market Act II) çerçevesinde belirlenen öncelikli eylemlerin geliştirilmesi için çalışmalar sürdürülecek. Bu bağlamda, AB gündeminde yer alan ve ikinci eylem planında öngörülen ulaşım ve enerji ağları, serbest dolaşım imkânları, dijital gündem, sosyal girişimcilik ve tüketici güveninin oluşturulması için çalışmalar yürütülecek.

Litvanya’ya göre daha açık bir AB için ise, ülkenin çalışmaları güvenlik konuları yönünde olacak. Altı aylık dönemde Doğu ortaklıkları kapsamında ilişkilerin geliştirilmesine devam edilecek. Bu hususta Kasım 2013 tarihinde Doğu Ortaklık Zirvesi yapılması planlanıyor. Ayrıca genişleme sürecine destek verilecek.

Başkanlık Dönemi boyunca başta ABD, Japonya ve Kanada olmak üzere serbest ticaret anlaşmaları ve stratejik ortaklıklar gündeme alınacak. AB’nin yeni küresel güvenlik problemlerine karşı daha iyi cevap verebilmesi adına kurulacak işbirlikleri üzerinden, Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası’nın güçlendirilmesi hedeflenmekte. Özellikle savunma politikalarına koordineli bir yaklaşım getirilmesi için çalışmalar yürütülecek.

Enerji güvenliği konusu ülkenin dönem başkanlığının önemli gündem maddelerinden biri. AB enerji politikalarının dış boyutunun koordine edilmesi ve AB’de enerji pazarının tamamlanması da öncelikler arasında.

Litvanya Dönem Başkanlığı’nın resmi internet sitesine http://www.eu2013.lt/en/ adresinden ulaşılabilir.

Litvanya Dönem Başkanlığı ve Türkiye-AB İlişkileri

Litvanya, Türkiye’nin AB üyeliğine sıcak bakan ülke konumunu sürdürmektedir. Bu tutumunun dönem başkanlığı ve sonrasında da devam edeceği taahhütleri verilmektedir. Dolayısıyla Litvanya Dönem Başkanlığı’nın Türkiye’nin müzakere sürecine olumlu yansımaları olması bekleniyor.

Özellikle, 25 Haziran 2013 tarihinde gerçekleşen Genel İşler Konseyi kararı neticesinde 22’nci başlığın açılması tarihinin Litvanya Dönem Başkanlığı Dönemi’nde gerçekleşebilmesi gündemdeki yerini koruyor. Şu an itibariyle resmi anlamda açılmasa da, Ekim 2013 tarihinde yayınlanacak Avrupa Komisyonu’nun Türkiye İlerleme Raporu’ndan sonra toplanması beklenen Hükümetlerarası Konferans’ta başlığın açılmasının netleşmesi, hem Türkiye hem Litvanya hükümeti tarafından arzu edilen bir durumdur.

4 Nisan 2013 tarihinde Litvanya-Türkiye İş Forumu kapsamında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ülkeye gerçekleştirdiği resmi ziyaretinde, Litvanya’nın Dönem Başkanlığı boyunca, Türkiye’nin AB ile müzakere sürecini olumlu etkileyecek her gelişmenin arkasında yer almak istediklerini ve Türkiye’nin AB’ye entegrasyon süreci ve üyelik statüsünün elde edilmesi konusunda Litvanyalı yetkililerden gelen desteğin daim olacağı ülkenin Cumhurbaşkanı Grybauskaite tarafından bir kez daha dile getirilmişti.

Litvanya Dışişleri Bakanı Linas Antanas Linkevicius’nun AB Konseyi’nde dönem başkanlığını devralması sonrasında gerçekleştirdiği basın toplantısında ise, Türkiye ile 22’nci fasıl dışında yeni bir fasıl üzerine de müzakerelerin başlatılmasını istediklerini açıklamıştır. Gündeme alınması istenilen bu başlıklar 23 ve 24’üncü başlıklar olarak ifade edilmiştir. Ayrıca Bakan Linkevicius, ülkenin dönem başkanlığı sırasında ABD ile serbest ticaret anlaşmasının imzalanması durumunda, bu durumun Türkiye açısından sorun yaratmaması için çalışacaklarını vurgulamıştır.

Türkiye ve Litvanya arasında 1930 tarihli dostluk anlaşması da bulunuyor.

Daha detaylı bilgiler için buraya lütfen tıklayınız.

Ocak-Haziran 2013: İrlanda

İrlanda’nın Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri ve Ticaret Bakanı Eamon Gilmore ve AB İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lucinda Creighton 17 Aralık 2012 tarihinde gerçekleşen basın toplantısında İrlanda’nın 1 Ocak 2013 tarihinde 6 aylık bir süre için devralacağı AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nın önceliklerini tanıttılar.

İrlanda’nın 7’nci kez üstleneceği AB dönem başkanlığı, İrlanda’nın AET/AB’ye üyeliğinin 40’ıncı yılına denk gelmesi bakımından sembolik öneme sahip. İrlanda’nın AB dönem başkanlığını üstlenmesiyle, ilk kez kurtarma fonu alan bir Üye Devlet AB Dönem Başkanlığı’nı üstlenmiş olacak.

İrlanda’nın AB dönem başkanlığının teması olarak seçtiği üç anahtar kelime istikrar, istihdam ve büyüme (“Stability, Jobs and Growth”). İrlanda Dönem Başkanlığı’nın sloganı ise “İrlanda 2013: İstikrar için. İstihdam için. Büyüme için.” olarak belirlendi. İrlanda Dönem Başkanlığı’nın nihai öncelikleri ve programı 2013 yılı Ocak ayının başında açıklanacak.

AB’de istikrarın sağlanması ve bunun istihdam yaratmaya ve büyümeye dönüştürülebilmesi İrlanda’nın en önemli önceliğini oluşturuyor. Önceliklerinden birini “kalıcı insan merkezli büyüme” olarak belirleyen İrlanda dönem başkanlığına göre, istihdam yaratmayı teşvik eden büyümenin hızlandırılması AB’nin acilen ele alması gereken en önemli öncelik alanını oluşturuyor. Bu nedenle, İrlanda Dönem Başkanlığı, başta Avrupa Sömestri olmak üzere AB’nin yeni ekonomik yönetişim önlemlerinin uygulanması ve büyüme için gerekli şartların sağlanması için AB ile Üye Devletlerin birlikte çalışmasına odaklanacak. Dönem Başkanlığı ayrıca, Bankacılık Birliği ve finansal hizmetler alanındaki reformlara odaklanarak finansal sektöre duyulan güvenin yeniden tesis edilebilmesine yoğunlaşacak.

İrlanda Dönem Başkanlığı, Genç İstihdamı ve Gençlik Garantisi tekliflerinde ilerleme sağlanmasıyla AB genelinde kritik düzeydeki genç nüfus işsizliğinin üstesinden gelinmesi için çalışacak. İrlanda Dönem Başkanlığı, AB genelinde “Avrupa Vatandaşlar Yılı” olarak kutlanacak 2013 yılında, AB genelinde serbest dolaşımın teşvik edilmesi ve işçi haklarının korunmasına yönelik bir dizi girişimde ilerleme sağlamayı planlıyor.

İrlanda Dönem Başkanlığı “istihdam dostu büyümeye ve Avrupa’nın kaynaklarına yatırım” önceliği kapsamında, 1’inci Tek Pazar Yasası kapsamındaki önlemlere öncelik verecek ve 2’nci Tek Pazar teklifinin geliştirilmesi için çalışacak. İrlanda, siber güvenliğin artırılması, e-imza/e-kimlik tespiti, veri koruması, yüksek hızda internet ve internete erişim gibi önlemlerin geliştirilmesiyle dijital ekonominin güçlendirilmesine yoğunlaşacak. Büyümeyi destekleyecek telekomünikasyon, enerji ve ulaştırma altyapılarının birleştirilmesi için önem arz eden Avrupa’yı Birleştirme Tesisi’ne de öncelik verilecek. İrlanda Dönem Başkanlığı, Avrupa ekonomisinin bel kemiği olarak nitelendirilen ve 87 milyon kişiye istihdam sağlayan KOBİ’lerin kredilere erişiminin kolaylaştırılması, devlet ihalelerinde fırsatlar sağlanması ve araştırmaya yönelik fonlar verilmesine yönelik önlemlere ağırlık verecek.

2014-2020 mali dönemi AB Çok Yıllı Mali Çerçevesi’nin üzerinde anlaşma sağlanması, Üye Devletler ve Avrupa Parlamentosu ile Ortak Tarım Politikası’nın reformu, Ufuk 2020 araştırma ve yenilikçilik çerçevesi ve uyum fonları gibi programlar başta olmak üzere AB’de güçlü ekonomik büyümeye ve sosyal uyumun sağlanmasına katkıda bulunabilecek programlarda işbirliği yapmayı taahhüt ediyor. İrlanda Dönem Başkanlığı ayrıca, Avrupa’nın doğal kaynaklarının tüm potansiyelinin ortaya çıkarılmasına odaklanacak. Bu kapsamda su kaynaklarına yönelik “Mavi Büyüme” teklifi de büyük önem taşıyor. İrlanda ayrıca, akıllı ve sürdürülebilir büyüme için bir motor görevi görecek Yeşil Ekonomi gündeminin uygulanmasına da öncelik verecek. “Avrupa ve Dünya: Ortaklarla kazan-kazan taahhütleri” önceliği kapsamında AB’nin dünya sahnesinde etkili bir aktör olması gerektiğini savunan İrlanda Dönem Başkanlığı, AB genişlemesinin sürdürülmesi ve dönem başkanlığının AB’nin komşularıyla ilişkilerinin geliştirilmesinde AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi’ne destek olma taahhüdünde bulunuyor.

İrlanda Dönem Başkanlığını “genişleme taraftarı” olarak nitelendiren AB İşleri Bakanı Creighton genişleme sürecine hız vermek istediklerini kaydetti. Creighton, ayrıca, İrlanda’nın İzlanda ve Karadağ’ın katılım müzakerelerinde ilerleme kaydetmek, Türkiye ile durma noktasına gelmiş olan katılım müzakerelerini yeniden başlatmak ve Batı Balkan ülkelerinin AB ile bütünleşme sürecini ilerletmek istediğini belirtti. İrlanda, ayrıca başta kıtlıkla ve iklim değişikliğiyle mücadele çabaları olmak üzere kalkınma ve insanı yardım politikalarının ve AB ile Birleşmiş Milletler arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesine odaklanacak.

İrlanda Dönem Başkanlığı, ayrıca üçüncü ülkelerle ticari ilişkilerin geliştirilmesi ve yeni pazarlar bulunması yoluyla Avrupalı şirketler için daha çok fırsat yaratılması ile büyümenin ve istihdamın artırılması için çalışacak. İrlanda Dışişleri ve Ticaret Bakanı Gilmore, İrlanda Dönem Başkanlığı’nın ABD, Japonya, Singapur ve Kanada ile imzalayacağı serbest ticaret anlaşmalarının AB’deki büyümeyi yüzde 2 oranında artıracağını kaydetti.

Daha detaylı bilgiler için buraya lütfen tıklayınız

Temmuz-Aralık 2012: Güney Kıbrıs Rum Yönetimi

1 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Birliği’ne Türkiye’nin tüm itirazlarına rağmen tüm Kıbrıs’ı temsilen üye olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) 1 Temmuz 2012 tarihinde Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı’nı Danimarka’dan devraldı. Danimarka’nın AB Dönem Başkanlığı’nı GKRY’ye devretmesiyle en son 30 Haziran 2010 tarihinde Gıda Güvenliği, Veterinerlik ve Bitki Sağlığı başlığı açılmış olan Türkiye-AB müzakerelerinde herhangi bir başlık açılmayan dördüncü AB dönem başkanlığı da sona ermiş oldu.

Bilindiği gibi GKRY 25 Haziran 2012 tarihinde içinde bulunduğu ekonomik krizden çıkabilmek için Avrupa Birliği’nin destek mekanizmasına başvurmuş, alacağı mali desteğe karşılık başta merkez bankası olmak üzere tüm finansal kurumlarını AB denetimi altına sokmayı kabul etmişti. Böylelikle GKRY, aynı zamanda içinde bulunduğu ekonomik kriz nedeniyle başvurduğu AB destek mekanizmasının denetimi altında AB Dönem Başkanlığı’nı devralan ilk AB üyesi olarak da tarihe geçmiş oldu. AB’nin en küçük üçüncü ekonomisi konumunda olan GKRY’nin 8 ila 10 Milyar Avro tutarında yardıma ihtiyacı olduğu belirtiliyor. Bu da 17,3 Milyar Avro’luk GKRY ekonomisinin yarısını teşkil etmekte.

GKRY, Türkçe olarak da hazırlanan dönem başkanlığı resmi web sitesinde önceliklerini

  • Daha etkin ve sürdürülebilir bir Avrupa;
  • Gelişime önem veren, daha verimli bir ekonomiye sahip bir Avrupa;
  • Dayanışma ve sosyal uyum ile vatandaşlarına daha çok anlam ifade eden bir Avrupa;
  • Dünyaya ve komşularına daha yakın bir Avrupa olarak açıkladı.

GKRY’nin AB destek mekanizmasının denetimi altındayken dönem başkanlığı yapacak olması ve Türkiye'yle ilişkileri nedeniyle objektif bir dönem başkanlığı yapma kapasitesine yönelik tartışmalar da AB kurum ve çevrelerinde yoğunluk kazandı. GKRY Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas ile Brüksel’de bir araya gelen Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso, GKRY Dönem Başkanlığı’nın Türkiye’yi AB’den uzaklaştıracağına ilişkin endişelerin giderilemediğini belirtti. GKRY’nin içinde bulunduğu ekonomik kriz ve siyasi belirsizliğin etkin bir dönem başkanlığı yürütme ihtimalini azalttığını da vurgulayan Barroso, GKRY’ye verilen siyasi ve mali desteğin sınırsız ve koşulsuz olmadığının da altını çizdi.

Hatırlanacağı gibi, gerek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, gerek Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ve gerekse AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Kıbrıs sorununun çözülmemesi halinde GKRY’nin tek taraflı olarak üstleneceği AB Konseyi Dönem Başkanlığı ile ilişkilerin dondurulacağı açıklamasında bulunmuşlar ve Türkiye’nin GKRY’nin başkanlık edeceği hiçbir toplantı ya da oturuma katılmayacağını beyan etmişlerdi. Başbakan Tayyip Erdoğan 12 Haziran 2012 tarihinde tüm bakanlıklar ve genel müdürlüklere gönderdiği bir genelgeyle GKRY’nin 1 Temmuz 2012 tarihinde başlayacağı dönem başkanlığını duyurmuş ve Türk siyasetçi ve bürokratların söz konusu ülkenin başkanlık edeceği hiçbir toplantıya katılmamasını tekrar hatırlatmıştı.

GKRY Cumhurbaşkanı Dimitris Hristofyas ise ülkesinin dönem başkanlığını ulusal çıkarları için kullanmayacakları taahhüdünde bulunmuş, AB’nin öncelik ve ihtiyaçlarına hizmet edeceklerini belirtmişti. Türkiye’nin AB üyeliğine koşullu olarak destek verdiğinin de altını çizen Hristofyas, ülkesinin dönem başkanlığının Kıbrıs sorununun çözümüne katkı sağlayacağını da öne sürmüştü.

Tüm bunlar, GKRY’nin 31 Aralık 2012 tarihine kadar sürecek olan AB Konseyi Dönem Başkanlığı süresinde, Türkiye’nin AB Konseyi Dönem Başkanlığı ile irtibat kurmayacağına işaret ediyor. Ancak, gerek Türk yetkililerin gerekse, Avrupa Birliği yetkililerinin yaptığı açıklamalar ışığında önümüzdeki altı aylık süreçte Türkiye-AB ilişkilerinde büyük bir değişiklik olmayacağını anlıyoruz. Bu süreçte, AB Konseyi Dönem Başkanlığı ile ilişki kurulmazken, diğer AB kurumlarıyla ilişkilerin normal seyrinde devam etmesi bekleniyor. Bu bağlamda, Türkiye-AB ilişkilerine yeni bir ivme kazandırmak amacıyla 17 Mayıs’ta resmen başlatılan ve enerjiden dış politikaya geniş bir yelpazede artırılmış işbirliğini öngören Pozitif Gündem kapsamındaki çalışmaların bu süreçte de devam etmesi bekleniyor.

AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış dönem başkanlığı ile bir araya gelmelerinin ancak iki koşulda olabileceğini belirtmişti: yeni bir başlığın müzakereye açılması ve Ortaklık Konseyi toplantıları. Hatırlanacağı gibi, 30 Haziran 2012 tarihinden bu yana Türkiye’nin AB ile yürüttüğü katılım müzakerelerinde yeni bir başlık açılmadı. Başlıkların yarıdan fazlası, AB Konseyi’nin ve bazı üye devletlerin tek yanlı vetoları sebebiyle bloke edilmiş durumda. Bu durumda açılabilecek üç başlık bulunuyor: Kamu Alımları, Sosyal Politika ve İstihdam ile Rekabet. Fransa’da Cumhurbaşkanlığı görevine Türkiye’nin AB üyeliğine selefi Sarkozy kadar karşı olmayan Hollande’ın gelmesi ile, Sarkozy döneminde bloklanan beş başlık üzerindeki vetonun kalkması gündeme geldi. Ancak, GKRY’nin dönem başkanlığı süresince yeni bir başlığın açılması olası görünmüyor. Şu ana kadar dört dönem başkanlığı, herhangi bir başlık açılmadan geçtiği için bu durum, durma noktasına gelmiş olan müzakere sürecinde büyük bir değişiklik teşkil etmiyor.

Ancak, GKRY dönem başkanlığı süresince Türkiye ile yeni bir başlık açılması söz konusu olması halinde, Türkiye’nin başlığın açılmasını bir sonraki dönem başkanlığına (İrlanda Dönem Başkanlığı) erteleyeceği belirtiliyor. En son Ortaklık Konseyi Toplantısı’nın ise, Haziran ayında Danimarka Dönem Başkanlığı sırasında gerçekleştiği için GKRY Dönem Başkanlığı sırasında bir Ortaklık Konseyi toplantısı yapılması olasılığı bulunmamakta.

Daha detaylı bilgi için buraya lütfen tıklayınız.

Ocak-Haziran 2012: Danimarka

AB üyesi olduğu 1 Ocak 1973’ten bu yana 7’nci kez Dönem Başkanlığı’nı devralan Danimarka, 1 Ocak 2012 ve 30 Haziran 2012 tarihleri arasında yürüteceği başkanlığının önceliklerini “Daha Sorumlu bir Avrupa”, “Daha Dinamik bir Avrupa”, “Daha Yeşil bir Avrupa” ve “Daha Güvenli bir Avrupa” hedefleri üzerine kurmuş durumda.

“Daha Sorumlu bir Avrupa” hedefi, ekonomik kriz ile mücadele eden Avrupa’nın sorunlarını çözmeye yönelik. AB Dönem Başkanı Danimarka, 8-9 Aralık 2011 tarihinde AB Liderler Zirvesi’nde iktisadi istikrarı sağlamak amacıyla mali disiplini artırmaya ilişkin alınan kararlarının uygulanması gerektiğine dikkat çekiyor. Bu çerçevede Danimarka Dönem Başkanlığı, istikrarın ve büyümenin sağlanması, yeni iş imkânlarının yaratılması gibi alanlarda çalışacak.

Yine Zirve kararları ile bağlantılı olarak, Avrupa piyasalarına kaybettiği güveni geri kazandırmak amacıyla Danimarka, kamu mali yönetiminin yeniden yapılandırılması alanında gerçekleştirilecek reformları takip edecek. Zirve kararlarından bağımsız, “Daha Sorumlu bir Avrupa” hedefi ile ilgili olarak AB Dönem Başkanı Danimarka, altı aylık görev süresi boyunca ekonomik yönetişimi güçlendirmeyi ve böylelikle ileride olabilecek krizlerin önüne geçmeyi hedefliyor.

Danimarka, “Daha Dinamik bir Avrupa” hedefi çerçevesinde ise, büyümenin canlandırılması ve Avrupa çapında istihdamın artırılmasını amaçlıyor. Bu kapsamda, Avrupa Tek Pazarı’nın keşfedilmemiş potansiyelleri ortaya çıkartılırken (özellikle yeni dijital çağın sunduğu fırsatlardan yararlanılarak), yaratıcı işletme modellerinin oluşturulması, sürdürülebilir ve yeşil büyümenin temini ile araştırma ve inovasyonun teşvik edilmesi alanlarına öncelik verilecek.

AB Dönem Başkanı Danimarka, bir yandan ekonomik dinamizmi canlandırmaya çalışırken, diğer taraftan çalışan haklarının korunması ve daha fazla güvence altına alınması hususuna da önem veriyor. Ekonomide dinamizm başlığı altında, özellikle yeni ticaret alanlarının oluşturulmasına ve ticari dinamizmin artırılmasına da büyük önem veriliyor. Bu çerçevede Danimarka, özellikle Dünya Ticaret Örgütü ile sürmekte olan müzakerelere ek olarak, Japonya, Çin, Kanada ve Tunus gibi ülkeler ile AB arasında ikili ticaret anlaşmalarının imzalanmasına çalışacak.

“Daha Yeşil bir Avrupa” hedefi çerçevesinde Danimarka, AB çapında yeşil ve sürdürülebilir büyümenin teşvik edilmesini sağlayacak proaktif bir gündem takip edecek. Burada amaç, var olan kaynakların ve enerjinin daha az kullanılarak, sürdürülebilir bir büyümenin yakalanması. Son yıllarda AB’nin enerji ve iklim politikaları alanlarında küresel çapta oynadığı öncü rolün, ileriki dönemlerde de yeni girişimler ile güçlendirilmesi hedefleniyor.

Bu çerçevede temel önceliği, Avrupa’da kaynak ve enerji verimliliğinin artırılmasını sağlayacak önlemlerin kabul edilmesi oluşturuyor. Bu kapsamda Danimarka Yedinci Çevre Hareket Eylem programı ve 2050 yılına kadar geçerli olacak, daha fazla yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanıldığı ve enerji verimliliğini temel alan bir Avrupa enerji politikasının oluşturulması alanlarında öncülük etmeyi planlıyor. AB Dönem Başkanı Danimarka’nın bu başlık altındaki bir diğer hedefi ise, enerji, iklim ve çevre politikalarını, Ortak Tarım Politikası, Ortak Balıkçılık Politikası, Ortak Taşıma Politikası ve Tek Pazar gibi diğer AB politikaları ile daha uyumlu hale getirmek.

Danimarka, “Daha Güvenli bir Avrupa” hedefi kapsamında, küreselleşen dünyada, Avrupa vatandaşlarının güvenliğinin temin edilmesi ve sınırlar arası sorunların çözümünün önem kazanması ile birlikte başta uluslararası suçlar ve terör ile mücadele olmak üzere, daha güvenli bir Avrupa için çeşitli alanlarda çalışmalar yürütecek.

Avrupa’da güvenliğin önemli boyutlarından biri olan yasadışı göç ile mücadele de Danimarka’nın temel öncelikleri arasında yer alıyor. Bu çerçevede düzgün ve etkin işleyen bir Ortak Avrupa Göç Sistemi’nin oluşturulması, Schengen Alanı’na dâhil olan üye ülkeler arasında işbirliğinin geliştirilmesi ve Avrupa’nın dış sınırlarında güvenliğin artırılması hedefleniyor. Danimarka’nın AB’nin adalet ve içişleri politikalarına katılmama kararı olmasına rağmen Dönem Başkanlığı, bu alandaki işbirliğinin sağlanmasına çalışacak.

Danimarka AB güvenlik ve savunma politikasına katılmadığı için bu alan ile ilgili başkanlık bir sonraki dönem başkanı olan Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) tarafından yerine getirilecek. Türkiye GKRY’yi tanımadığı için GKRY’nin başkanlık ettiği toplantılara katılmayacak ancak dış politika ve güvenlik alanında AB ile temaslar AB Ortak Dış Politika ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Catherine Ashton ile yürütülecek.

Danimarka’nın AB Bakanlar Konseyi başkanlığını devraldığı bu dönemde AB’nin aslında en büyük önceliği Avro Alanı’nda yaşanan krizi atlatmak ve daha güçlü bir ekonomik ve parasal birliğin temellerini atmak konusunda yoğunlaşıyor. Danimarka ise Avro Alanı’nın bir üyesi değil. Bu durum Danimarka’nın Avro Alanı’na yönelik olarak alınacak kararlarda etkin olmasını engelleyebilir.

Danimarka Başbakanı ve Avrupa İşleri Bakanı, Danimarka’nın bu süreçte 17 üyeli Avro Alanı ile 27 üyeli AB arasında bir ayrışma ortaya çıkmaması ve bütünlüğün muhafaza edilmesine önem vereceğini bildirdi. Başbakan Helle Thorning-Schmidt şöyle bir açıklamada bulundu: “Gelecek altı ay içinde, Avrupa’nın doğru yönde küçük fakat önemli bir adım atmasını sağlama olasılığımız var.” Avrupa İşleri Bakanı Wammen ise Danimarka’nın dönem başkanlığında en büyük önceliğin Avro Alanı içindeki ülkeler ile dışarıdaki ülkeleri birleştirmek olduğunu ifade etti.

AB’nin yeni üyelerin katılımı ile genişlemesi konusunda ise Danimarka Avrupa İşleri Bakanı Wammen, Türkiye ve İzlanda ile müzakerelere devam edileceğini, Haziran’da Karadağ ile müzakerelere başlanmasının planlandığını ve AB Konseyi’nin kararına göre Şubat ayında Sırbistan’a aday statüsü tanımasının olası olduğunu belirtti.

Bilindiği üzere, AB Konseyi’nin sekiz başlığı askıya almasından ve Fransa ve GKRY’nin tek taraflı blokajlarından sonra, Türkiye’nin AB ile müzakereye açabileceği üç başlık bulunuyor. En az bir başlığın müzakerelere açılması Danimarka Başkanlığı’nda mümkün olabilir. Bunun yanında Temmuz ayında GKRY’nin AB dönem başkanlığını devralması öncesinde Kıbrıs’ta devam eden müzakerelerde sonuç alınması Türkiye’nin müzakere sürecinin önünü açabilir. Bu konuda AB’nin alacağı destekleyici tavır ve GKRY’nin AB Türkiye ilişkilerini rehin almasına engel olunması büyük önem taşıyor.

Daha detaylı bilgiler için lütfen buraya lütfen tıklayınız.

Temmuz-Aralık 2011: Polonya

1 Temmuz 2011 tarihinde AB Konseyi Dönem Başkanlığı’nı Macaristan’dan devralacak olan Polonya’nın, bu görevi sürdüreceği 6 aylık süre için belirlediği öncelik programı 31 Mayıs’ta Polonya Hükümeti tarafından başkent Varşova’da kabul edildi. Öncelikler, ekonomik büyüme, AB’nin enerji, gıda ve askeri güvenliğinin geliştirilmesi ile Avrupa’nın açıklığının/şeffaflığının savunulması olmak üzere üç temel başlık altında toplanıyor.

AB ülkelerinin içinde bulunduğu ekonomik durum göz önünde bulundurularak dönem başkanlığının ilk öncelik maddesi ekonomiye ayrılmış. Polonya, dönem başkanlığı süresince, elektronik pazarı da içine alacak şekilde iç pazarı geliştirerek ekonomik büyümeyi artırmayı, daha rekabetçi bir Avrupa yaratılmasını hedefleyecek. Polonya, ekonomik yönetişimin güçlendirilmesi sonrasında, önümüzdeki on yıllarda ekonomik kalkınmanın uygun bir seviyeye taşınmasını ve AB vatandaşlarının refahını garanti edecek yeni bir ekonomik büyüme modeli ortaya atmanın zamanı olduğunu düşünüyor.

Polonya’ya göre, müzakerelerine bu dönem başkanlığında başlanacak 2014-2020 yıllarını kapsayan çok yıllı çerçeve programı Avrupa’da sürdürülebilir ekonomik büyümeyi destekleyecek bir proaktif araç olacak şekilde dizayn edilmeli. Bu bağlamdaki öncelikler arasında öne çıkan diğer unsurlar da, uyum politikasının geliştirilmesi ve ulusal düzeydeki e-ticaret düzenlemelerinin uyumlaştırılması çalışmalarına başlanması.

Polonya Dönem Başkanlığının ikinci öncelik maddesi, enerji ve gıda güvenliği ile askeri güvenlik üzerine yoğunlaşıyor. Polonya, dönem başkanlığı süresinde, AB’nin dış enerji politikasının temel hatlarının oluşturulmasını hedefliyor. Bu konuya ilişkin olarak Polonya hükümeti, Birliğin, temel üretici ve tüketiciler ve transit devletlerle enerji kaynaklarına ilişkin pozisyonunun güçlendirilebileceği inancını taşıyor. Ortak Tarım Politikası’nda (OTP) gerçekleştirilecek reformların Avrupa’nın gıda güvenliğini geliştireceği öne sürülüyor.

Reformlarla birlikte, OTP’nin gıda güvenliğini ve kırsal kalkınmayı göz önünde bulunduracak şekilde pazar odaklı olması gerektiğine ve dönem başkanlığı süresince bu amaç çerçevesinde çalışılacağına vurgu yapılıyor. Dış güvenliğe ilişkin olarak da özellikle AB’nin dış sınırlarının korunması üzerinde duruluyor. Kriz durumlarında (şu anda Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da olduğu gibi) Üye Devletlerin desteklenmesi suretiyle, Frontex’in daha etkin hale getirilmesi hedefleniyor. Askeri alanda ise Polonya Dönem Başkanlığı’nın temel öncelikleri AB’nin askeri ve sivil kapasitesinin güçlendirilmesi ve AB-NATO diyaloğunun konsolide edilmesi olarak açıklanıyor.

Polonya, üçüncü öncelik maddesinde de daha çok aday ülkelerle ilişkilerle komşuluk politikasına yoğunlaşıyor. Polonya Dönem Başkanlığı’nda Hırvatistan’la sürdürülen katılım müzakerelerinin sonlandırılması ve Katılım Antlaşması’nın imzalanması hedefleniyor. Dönem Başkanlığı programında Türkiye’ye ilişkin olarak ise, Türkiye'nin katılım müzakerelerinin devamını desteklemek için her fırsatın kullanılacağı belirtiliyor.

İzlanda ile yürütülen üyelik müzakerelerinde kayda değer bir gelişme sağlanması ve Batı Balkan ülkelerinin isteklerinin desteklenmesi de öncelikler arasında yer alıyor. AB’nin doğu ortaklarıyla yürüttüğü ortaklık ve serbest ticaret anlaşmaları müzakerelerinde ilerleme kaydedilmesi de öncelikler arasında. Eğer mümkün olabilirse Ukrayna ve Moldova ile müzakerelerin sonuçlandırılması hedefleniyor. Doğu komşularına yönelik vize serbestisine ilişkin anahtar siyasi kararların Eylül ayında Varşova’da gerçekleştirilmesi planlanan zirvede alınması umut ediliyor. Güney komşularıyla ilgili olarak da, demokrasiye geçiş ve sosyoekonomik reformların gerçekleştirilmesi yönündeki desteklerin sürdürüleceği belirtiliyor.

2011 yılı AB Konseyi Dönem Başkanlığı için önemli bir yıl. 1 Ocak 2011’de dönem başkanlığı görevini Belçika’dan devralan ülke Macaristan olmuştu; Temmuz ayı başında Macaristan’dan bu görevi devralacak ülke de Polonya olacak; böylece 2011 yılı boyunca AB Konseyi Dönem Başkanlığı -eski Doğu Bloğu ülkesi- iki Orta Avrupa ülkesi tarafından yürütülmüş olacak. Polonya Dönem Başkanlığı’nı ilginç kılan bir başka durum da ülkede Ekim ayında gerçekleştirilecek seçimler. Seçim öncesi dönemde hükümetin iç politika dinamiklerine yoğunlaşıp AB’yi ikinci plana atmasından endişe ediliyor.

Daha detaylı bilgiler için lütfen buraya lütfen tıklayınız.

Ocak-Haziran 2011: Macaristan

Macaristan 1 Ocak 2011’den itibaren Avrupa Birliği Dönem Başkanlığını Belçika’dan devraldı. Altı ay boyunca AB dönem başkanlığını yürütecek olan Macaristan, önceliklerini de açıkladı. Tarımdan enerjiye, göçten insan haklarına kadar birçok konu yeni dönem başkanlığının gündeminde olacak. İnsan temelli ve Avrupa vatandaşlarına hizmetin ana tema olduğu öncelikler dört başlık altında toplanıyor:

1. Büyüme, istihdam ve sosyal katılım

Avrupa ekonomisinin toparlanmasının temel amaç olduğu bu öncelik başlığında ekonomik koordinasyonun güçlendirilmesi ve yeni araçların uygulamaya koyulması gerektiği belirtiliyor. Avro Alanı’nda ekonomi yönetimi önemli gündem maddelerinden biri olacak. Bu amaçla mali disiplinin güçlendirilmesi, İstikrar ve Büyüme Paktı çerçevesinde yaptırımların gözden geçirilmesi, kamu açıklarının dikkatle değerlendirilmesi ve makroekonomik denetim mekanizmasının oluşturulması önem taşıyor. Ekonomi yönetimine ilişkin mevcut mevzuat tasarılarının kabul edilmesinin yanı sıra 2013’e kadar sürekli bir istikrar mekanizmasının oluşturulmasına imkan verecek olan Lizbon Antlaşması’nda sınırlı değişiklik çalışmalarının Macaristan Dönem Başkanlığı sonuna kadar gerçekleştirileceği belirtiliyor. Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso da Macaristan’ın AB’nin ekonomi alanında atacağı önemli adımlarda büyük sorumluluklar üstleneceğini belirtti. Macaristan, Avro Alanı üyesi değil, ancak AB üyesi bir ülke olarak ve AB Dönem Başkanı sıfatıyla bu ülkeyi önemli görevler bekliyor.

Avrupa 2020 stratejisinin birbirini destekleyen üç hedefi olan, istihdamın artırılması, rekabet gücünün geliştirilmesi ve sosyal katılımın sağlanmasında ortak araç olduğu vurgulanıyor. Temel hedeflerden olan, yeni işlerin yaratılmasının, dijital ekonomi, inovasyon ve kaynakların etkin kullanıldığı daha çevreci yaklaşımları destekleyecek şekilde gerçekleştirilmesi amaçlanıyor. Diğer yandan Macaristan Dönem Başkanlığı, çocuk yoksulluğu ve Roman vatandaşların sosyal katılımının sağlanmasına önem veriyor.

Başka bir öncelik konusu da, Tek Pazar’ın günün değişen koşulları ile yeni ekonomik ve teknik gelişmelere uygun olarak yeniden gözden geçirilerek “Tek Pazar Sözleşmesi”nin kabul edilmesi. Ekonomik yönetişim alanında işbirliği, finansal piyasaların denetiminin artırılması, 2020 Stratejisinin işleyebilmesi de piyasaların tam anlamıyla bütünleşmesine bağlı. Bu kapsamda rekabet gücü ve istihdamda büyük rol oynayan KOBİ’lere yönelik olan Küçük İşletmeler Yasası’nın revize edilmesi, Avrupa patentinin oluşturulması önem taşıyor. Finansal piyasaların istikrarı ve öngörülebilirliğinin sağlanarak, global krizlerin önlenmesi için mali sistemin denetimi ve gözetimi de öncelikler arasında bulunuyor.

2. Daha güçlü bir Avrupa’nın kurulması ve geleceğin korunması

Macaristan dönem Başkanlığı, AB’nin geleceğinin üç önemli politika üzerinden şekilleneceğini belirtiyor. Bunlar, Ortak Tarım Politikası ve Uyum Politikasının revizyonu, ortak bir enerji politikası yaratılması. Gelecek Çok Yıllı Mali çerçevenin de bu önceliklere göre şekillendirilmesi gerekiyor. Dönem Başkanlığı, söz konusu politikalara yönelik tartışma ve çalışmaları başlatmayı planlıyor. Ortak Tarım Politikası kapsamında yüksek kaliteli ve güvenli gıdanın temininin yanı sıra, tarım arazilerinin kırsal yaşamın korunması önem teşkil ediyor.

Etkin bir ortak enerji politikasının oluşturulmasının Birliğin yeni politika alanlarından biri olduğu açıklanırken enerji güvenliğinin sağlanmasının AB için çözümlenmesi gereken önemli bir konu olduğu belirtiliyor. Macaristan Avrupa 2020 Stratejisi’nin de önceliklerinden olan, enerji verimliliği ve buna ilişkin eylem planı üzerinde çalışmaya kararlı görünüyor. Ortak enerji piyasasının yaratılması, bunun için gerekli altyapının kurulması, finansman yöntemleri üzerinde uzlaşılması, dış piyasalarla ilişkilerde ortak hareket edilmesi, enerji tedarikçileri ve kanallarının çeşitlendirilmesi, üzerinde durulacak konular olarak altı çiziliyor. Ortak enerji piyasası 4 Şubat’ta toplanacak özel bir AB zirvesinde ele alınacak.

Sürdürülebilir çevre yönetimi ve iklim değişikliğine karşı mücadele kapsamında AB’nin öncü rolünü devam ettirmesi gerektiği, bu kapsamda Macaristan Dönem Başkanlığı’nın Aralık 2010’da yapılan Cancun Zirvesi kararlarının AB tarafından uygulanması ve gelecek zirve için çalışmaların geliştirilmesinde kararlı olduğu açıklanıyor.

Bölgesel uyumun güçlendirilmesi ve rekabet gücünün artırılmasında makro boyutta bölgesel işbirliği şekillerinin önemli rol oynadığı gerçeğinden hareketle, Avrupa Danube Bölgesi Stratejisinin uygulanması önceliklerden biri olacak.

3. Vatandaşlarına yakın bir Avrupa

Macaristan Dönem Başkanlığı, Birliğin vatandaşlarına daha yakın olması için çalışacak. Avrupa vatandaşlarının kamu güvenliği ve bu bağlamda yasal hakların uygulanması ve yasal güvenlik temel eylem alanlarından biri olacak. Stockholm Programı kapsamında adalet ve içişleri alanında işbirliği sağlanacak. Vatandaşların haklarının korunması önemli bir öncelik alanı olarak geçiyor. Bu bağlamda suç mağdurlarının tazmini konusu gündemde olacak. Organize suçlar ve siber suçlar diğer önemli konu. Göç akımlarının daha iyi yönetilmesi ve göçmenlerin uyumu ele alınacak önde gelen konular arasında bulunuyor. Ortak Avrupa sığınma sisteminin kurulmasına ilişkin mevzuat tasarı çalışmaları sürdürülecek. Macaristan özellikle nüfusunun yaklaşık yüzde 4’ünü oluşturan Roman azınlığın bölgede dışlanma sorununu ele alarak, söz konusu vatandaşların topluma entegrasyonu konusunu ile yakından ilgileniyor ve bu konuyu da dönem başkanlığı gündemine taşıyacak.

Diğer yandan, Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle AB’de insan haklarının korunmasını garanti altına alan Temel Haklar Sözleşmesi’nin uygulanmasına ilişkin ilk değerlendirme çalışması yapılacak. Ayrıca, Lizbon Antlaşması ile AB’de ortaya koyulan Avrupa Vatandaş Girişimi’nin uygulanmasına ilişkin mevzuat düzenlemelerinin hızla kabul edilmesi de Dönem Başkanlığı’nın önemli bir önceliği olacak.

AB’nin vatandaşlarına yönelik en somut başarılarından biri olan, sınırların kaldırıldığı Schengen Alanı’na, Romanya ve Bulgaristan gerekli koşulları yerine getirdikleri takdirde 2011’in ilk yarısında dahil edilecek. 2011’de AB’de “Gönüllülük” yılı ilan edildiğinden, Macaristan Dönem Başkanlığı da bu alanda faaliyetlerle söz konusu girişimi destekleyeceğini açıkladı.

Diğer yandan, kültürel mirasın korunması da bir öncelik olacak. “Çeşitlilik içinde birlik” sloganı ve Avrupa 2020 Stratejisi kapsamında bu alanda çalışmalar yürütülecek.

4. Sağduyulu genişleme ve global yaklaşım

Macaristan Dönem Başkanlığı genişleme sürecinin devam ettirilmesini destekleyeceklerini açıkladı. Hırvatistan’la üyelik müzakerelerinde son aşamaya gelinmesi itibariyle müzakerelerin sonuçlanmasından önce söz konusu ülkenin katılıma ilişkin bütün koşulları yerine getirmesinin önem taşıdığı, diğer yandan da sonucun gereksiz yere uzatılmaması gerektiği belirtiliyor. Batı Balkanların AB ile bütünleşmesi sürecine devam edileceği, üye ülkelerin Makedonya ile müzakerelerin başlamasına karar vermeleri halinde Macaristan’ın bu konuda gerekli başkanlık görevlerini yerine getireceği ifade ediliyor. Türkiye’ye ilişkin olarak ise müzakere sürecinde ivmenin korunmasının önem taşıdığına işaret ediliyor. İzlanda ile müzakerelere de başlanacağı açıklandı. Macaristan Dışişleri Bakanı Janos Martonyi de Türkiye’ye yönelik yaptığı açıklamada AB-Türkiye müzakere sürecinin ilerlemesi için ellerinden geleni yapacaklarını belirterek, Rekabet başlığının da kısa sürede açılmasını planlandıklarını söyledi.

Macaristan Dönem Başkanlığı öncelikleri arasında AB’nin global bir aktör olarak Lizbon Antlaşması’nın AB’nin dış ortaklara karşı konumunu güçlendirdiği ifade edilerek Dönem Başkanlığı’nın Avrupa Dış Eylem Servisi’nin kısa zamanda operasyonel hale gelmesi için çalışacağı belirtiliyor. AB Komşuluk politikası kapsamında Macaristan Dönem Başkanlığı, ülkenin coğrafi konumu dolayısıyla, AB’nin Doğu komşularına karşı politikasına katkıda bulunabileceğini belirtiyor. Bu kapsamda Dönem Başkanlığı, AB ve altı ülkesinin (Ukrayna, Gürcistan, Ermenistan, Azarbeycan, Moldavya ve Belarus) Mayıs 2011’de toplanacağı, ikinci Doğu Ortaklığı Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak.

Daha detaylı bilgiler için lütfen buraya lütfen tıklayınız

Temmuz-Aralık 2010: Belçika

Belçika 1 Temmuz 2010 günü itibariyle Avrupa Birliği Konseyi Dönem Başkanlığı’nı geçtiğimiz 6 ay boyunca bu görevi yürüten İspanya’dan devraldı. Bilindiği üzere 2010 Ocak ayı ile 2011 Temmuz ayı arasındaki 18 aylık dönemde üçlü dönem başkanlığı İspanya, Belçika ve Macaristan tarafından yerine getirilecek. Belçika’nın bu görevi devralması pek çok açıdan önem taşıyor.

Durumu AB açısından incelediğimizde, 1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması’nın uygulanması açısından bu dönem ayrı bir öneme sahip. Zira 2007 yılı başından itibaren de facto olarak uygulansa da Üçlü Başkanlık Sistemi’nin AB antlaşmalarına girmesi Lizbon’la oldu. Lizbon Antlaşması’nın ilgili maddelerinde üye ülkeler tarafından oy birliğiyle 2,5 yıllık bir süre için bir AB Konseyi Başkanı’nın atanmasının yanı sıra, altı aylık dönem başkanlığı sisteminin, üç üye ülkenin 18 aylık bir başkanlık takımı oluşturması ile değiştirilmesi hükmü de yer alıyor.

Üçlü dönem başkanlığındaki kilit unsur 18 aylık zaman zarfında bu görevi yürütecek ülkelerin bu süre için hazırlanan ortak bir gündeme sahip olmaları. AB Konseyi Başkanı ve AB Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi makamlarının oluşturulmasıyla yetki ve görev çerçevesinde kurumsal mekanizmada önemli değişikliklere gidildiği gerçeği de göz önünde bulundurulduğunda, sistemin bu şekliyle istenildiği gibi işleyip işleyemeyeceği de içinde bulunduğumuz dönemde daha iyi anlaşılacak. İşte tam da bu sebeple bu dönem AB için kritik öneme sahip.

Durum dönem başkanlığını yürütecek ülke olan Belçika açısından değerlendirildiğinde ise karşımıza bambaşka bir tablo çıkıyor. Belçika Başbakanı Yves Leterme’in 22 Nisan’da üçüncü kez istifasını sunmasını takiben 13 Haziran’da bu ülkede genel seçimler gerçekleştirilmiş, ayrılıkçı Yeni Flaman İttifakı seçimlerde en çok oyu alan parti olmuştu. Seçimlerde ilk sırayı ayrılıkçı söylemine rağmen Yeni Flaman İttifakı’nın alması, ikinci sırada ise Sosyalistlerin yer alması belli başlı fikir uyuşmazlıkları sebebiyle muhtemel bir koalisyon hükümetinin ne kadarlık bir süre zarfında kurulabileceği olgusunu daha da belirsiz kılıyor.

Tam da böyle bir dönemde dönem başkanlığını devralan Belçika’nın bu görevi layıkıyla yerine getirip getiremeyeceği uzun süredir tartışılmaya devam ediyor. Eylül ayında kurulması beklenen yeni hükümetin göreve başlamasına kadar başbakanlık görevini yürütecek olan Yves Leterme her fırsatta Belçika’nın içinde bulunduğu şartların AB Konseyi Dönem Başkanlığı’na ve başkanlık programına halel getirmeyeceğini garanti ediyor. Buna ilaveten, Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso da Belçika’ya olan desteğini yineliyor fakat tüm bunlar zihinlerdeki soru işaretlerinin tamamıyla giderilmesini sağlayabilmiş değil.

16 Haziran’da Belçika’da kabul edilen Dönem Başkanlığı Programı 25 Haziran’da basına tanıtıldı. Dönem başkanlığının öncelikleri 6 ana başlık altında toplanıyor. İlk öncelik doğal olarak, krizden çıkışı ve yeniden ekonomik büyümenin sağlanmasını hedefliyor. Belçika, dönem başkanlığında, finans sektörünün denetimini güçlendirecek yasal düzenlemelere özel önem atfetmeye çalışacak. Öncelikler listesinde ikinci sırada sosyal gelişimin teşviki ile yoksulluk ve sosyal dışlanmayla mücadele geliyor. Belçika’nın AB Dışişlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Olivier Chastel ülkesinin dönem başkanlığı öncelikleri ile ilgili bir konuşma yaptığı COSAC’ta bu konuya ilişkin yaptığı açıklamada, Belçika Dönem Başkanlığı’nın, İstihdam ve Büyüme için Avrupa 2020 Stratejisi hedefleri çerçevesinde yeni Avrupa istihdam stratejisinin uygulanacağı ilk dönem olacağını belirtti. Üçüncü öncelik daha ziyade iklim ve çevre sorunlarına ilişkin müzakereleri ilgilendiriyor. Bu çerçevede özellikle Cancún ve Nagoya’da gerçekleştirilecek konferans hazırlıklarına atıfta bulunuluyor. Özgürlük, adalet ve güvenlik politikaları Belçika Dönem Başkanlığı’nın dördüncü öncelik alanı. Yargı alanında işbirliğine de özel önem atfedileceği belirtiliyor. Beşinci öncelik maddesi de Avrupa Birliği’nin dış ilişkilerdeki küresel etkinliğinin artırılmasına yönelik. Olivier Chastel özellikle Lizbon Antlaşması’nın bu alanda bir kırılma noktası teşkil edebileceğini belirtiyor.

Belçika’nın, dönem başkanlığı sırasındaki son öncelik maddesi de 1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması’nın tam olarak uygulanabilir kılınmasını sağlamak. Belçika’nın bu dönem içinde AB kurumları ile uyum içinde çalışma çabası içinde olacağı belirtiliyor. 25 Haziran’da gerçekleştirilen toplantıda Leterme, aday ülkelere tarih verilmesinden çok genişleme sürecinin niteliğine önem atfettiklerini vurguladı. Belçika Dışişleri Bakanı Vanackere de Türkiye’nin gerekli kriterleri karşılaması durumunda, yeni fasılların açılması suretiyle Türkiye ile müzakereleri ilerletmeye çalışacaklarının altını çizdi.

Daha detaylı bilgi için buraya lütfen tıklayınız.

Ocak-Haziran 2010: İspanya

İspanya, Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı görevini 1 Ocak 2010 itibariyle İsveç’ten devraldı. Bu görevi dördüncü kez üstlenecek olan İspanya (1989, 1995, 2002, 2010), Lizbon Antlaşması’nın 1 Aralık 2009 tarihi itibariyle yürürlüğe girmesi sonucu uygulanacak ilk üçlü Başkanlık sisteminin de (İspanya – Belçika – Macaristan) ilk halkası olacak. Başbakan José Luis Rodríguez Zapatero’nun deyişiyle Avrupa Birliği için bir “dönüşüm” sürecinin yaşanacağı dönemde Lizbon Stratejisi’nin 2010 sonrası için yenilenmesi de bu dönüşüm sürecinin en önemli parçalarından biri olarak algılanabilir. İspanya Dışişleri Bakanı Miguel Angel Moratinos’un ve Avrupa Birliği’nden Sorumlu Devlet Bakanı Diego López Garrido’nun açıklamaları uyarınca, Başkanlık öncelikleri dört ana başlıkta sıralanıyor:

  • Lizbon Antlaşması’nın Uygulanması: Lizbon Antlaşması’nın yürürlüğe girmesi ile birlikte ilk defa seçilen AB Konseyi Başkanı ve Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi ile İspanya Dönem Başkanlığı’nın uyum içinde çalışacağı özellikle vurgulandı. Buna ek olarak Avrupa Parlamenterleri’nin sayısının artırılması (4’ü İspanya’ya ait olmak üzere 18 yeni koltuk,); “Avrupa Birliği Vatandaşların Girişimi”ni kuran tüzüğün üzerinde çalışılması ve Birlik olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne taraf olma görüşmelerinin başlatılması yine öncelikler arasında yer aldı. Üye devletlerin birbirine her türlü felakette (doğal ya da insan kaynaklı) destek olmasını sağlayacak bir sistem kurulması gereksinimi de dile getirildi. Lizbon Antlaşması’nın etkin bir biçimde uygulanması, tüm Avrupa Birliği kurumlarının ortak hedefi olarak sürekli deklare ediliyor. İkinci defa seçilen Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso başta olmak üzere, konunun önceliği sıklıkla gündeme getiriliyor.
  • Ekonomik İyileşme: İspanya Dönem Başkanlığı hem Avrupa Birliği’nin krizden çıktığını göstermek hem de önümüzdeki yıllarda da bağlayıcı olabilecek hedefler geliştirmek üzere yola çıktıklarını açıkladı. 2020 Stratejisi olarak adlandırılan hedefler Mart 2010’da genel hatlarıyla açıklanacak. İklim değişikliği ile mücadele edilmesi ve Avrupa Sosyal Modeli’nin desteklenmesi de öncelikler arasında yer alıyor.

Krizle birlikte çok ciddi bir gündem maddesi halini alan Avrupa’nın finansal sisteminin denetlenmesi ve enerji eylem planı hazırlanması da bu başlık altında ele alınan öncelikler olarak sıralanabilir. Son aylarda gündeme gelen devlet yardımlarının boyutu tartışmaları da Üye Devletler tarafından karara bağlanması gereken bir konu olarak önemini koruyor.

  • Avrupa Birliği’nin Küresel Güç Haline Gelmesi: İspanya, Dönem Başkanlığı süresince AB’nin küresel güç olma yolundaki hedefine istinaden çeşitli zirveler düzenliyor. Örneğin, “Akdeniz için Birlik” Zirvesi 5–7 Haziran 2010 tarihlerinde Barselona’da gerçekleştirilecek. Ancak, AB’nin küresel güç olma hedefi, 7–18 Aralık 2009 tarihlerinde Kopenhag’da düzenlenen İklim Zirvesi sonrası darbe almış gibi görünüyor. Liderlerin en temel konularda bile uzlaşı sağlayamaması ve gerekli kararlılığı ortaya koyamaması çok önemli bir küresel liderlik fırsatının kaçırıldığı şeklinde yorumlandı.

Başkanlık, Avrupa Birliği’nin genişleme sürecine ilişkin yorumlarda da bulundu. Hırvatistan ile müzakerelerin başarı ile tamamlanmasının, İzlanda ve Makedonya (Yunanistan ile arasındaki sorunları çözüp) ile müzakerelere başlanmasının ve Türkiye ile müzakerelerde yeni fasıllar açılarak sürecin ilerlemesinin sağlanmasının umulduğu dile getirildi.

  • AB Vatandaşlarına Yönelik Politikalar: İspanya Dışişleri Bakanı Moratinos, Avrupa projesinin vatandaşlar olmadan asla tamamlanamayacağını vurgulayarak; Başkanlığın başta cinsiyet eşitliği, kadınlara yönelik şiddetin engellenmesi, “Vatandaşların Girişimi”nin kurulması ve Stockholm Programı’nın uygulanması olmak üzere AB vatandaşlarının haklarını iyileştirecek her türlü girişimi destekleyeceğini ifade etti.

Öte yandan İspanya, Dönem Başkanlığı esnasında, yeni Başkanlık ve Yüksek Temsilcilik görevleri ile sorumluluk paylaşımının uzun vadeli bir bakış açısı çerçevesinde yapılması; ekonomik ve finansal krizden ciddi anlamda etkilenen ve işsizlik problemleri nedeniyle vatandaşları tarafından varlığı sorgulanan Birliğin önümüzdeki yıllarda bu durumu tekrar yaşamaması için gereken önlemlerin alınması ve Genişleme stratejisinin tutarlı bir şekilde sürdürülmesi gibi sorunlarla karşı karşıya kalacak. İspanya gibi 1986’dan beri Birlik içinde yer alan ve bu görevi dördüncü kez üstlenen bir ülkenin nasıl bir performans sergileyeceği uluslararası çevreler için tam bir merak konusu. Avrupa Birliği’nin küresel bir güç olarak algılanması da kurumların ve makamların uyum içinde çalışmasıyla yakından ilişkili. Bu noktada Dönem Başkanlığı’nın nasıl bir görüntü çizeceğini tüm dünya ilgiyle takip edecek.

Başta da belirttiğimiz gibi, Lizbon Antlaşması’nın sonucunda ortaya çıkan üçlü başkanlık sisteminin nasıl işleyeceği, üç ülke tarafından belirlenen programa sadakat ve önceliklerde devamlılık ilkesinin uygulamaları da gözlem altında olacak. Kurumsal tartışmalardan sıyrılan bir Avrupa Birliği tutarlı bir genişleme stratejisi ve komşuluk politikası çerçevesinde küresel kararlarda rol oynama yolunda daha cesur adımlar atabilir.

Dönem Başkanlığı ile ilgili her türlü bilgiye aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir: http://www.eu2010.es/en/index.html

İspanya-Belçika-Macaristan Üçlü Dönem Başkanlığı süresince uygulanacak 18 aylık AB Konseyi programına ise aşağıdaki bağlantıdan ulaşılabilir: http://register.consilium.europa.eu/pdf/en/09/st17/st17696.en09.pdf

Daha detaylı bilgi için buraya lütfen tıklayınız.

E-Bülten Kayıt

İKV KURUCU VE MÜTTEVELLİ KURUMLARI

© 2017 İKV Bütün Hakları Saklıdır.
Designed By: OrBiT